Zühre Dergi
Zühre Dergisi: Hocam, sanat ve inanç ilişkisiyle başlayalım. Peygamberler, flozoflar ve şairler insanlık tarihinde birbirine yakın çizgiler ifade ediyor. İlahi Kelam’ın üslubunu da dikkate aldığımızda, inanç ile sanat arasında nasıl bir ilişki var sizce?
Prof. Dr. Mustafa İslamoğlu: Nöro-biyolojide, inancın merkezi ile sanatın merkezi hemen hemen aynıdır. Yani beynimizde bir sanat eserine bakarken nereler aktif hale geliyorsa, Allah’ı tefekkür ederken, ibadet yaparken, Kur’an’ı anlarken de hemen hemen aynı bölgeler aktif olur. Din, felsefe ve sanat bir yönüyle kardeştir. Sanat insanın hayatında bilgi ile doldurulamayan boşlukları dolduran bir şeydir. Yaratılış, en büyük sanattır. Var olan her şeyde sanat görürsünüz.
Kur’an’ı Kerim’in üslubundaki güç de edebiyatındadır, sanatındadır. Kur’an, söz sanatları üzerinden verir bize vereceği her şeyi. Muhteşem kullanır Kur’an; kullanmadığı bir söz sanatı çeşidi yoktur. Alın, ayetlerin sonundaki kafiyelere bakın: Şiir. Mesela bir divandır. Divanın karşılığı, istediğinizde Kur’an’dır. Divanın parçalarına ne derler? Kaside. onun karşılığı suredir. Sürenin parçalarına ayet diyoruz. Ayetin şiirdeki karşılığı ise mısradır.
Zühre Dergisi: Bazı çevrelerde, belki biraz da ilk vahiy gelmeye başladığında müşriklerin bu ayetleri şiir olarak nitelendirmesine bir tepki olarak, İslamiyet’in özellikle şiire mesafeli durduğu dile getirilir. Bununla ilgili neler söylersiniz?
M.İslamoğlu: Kur’an’a elbette ki “şiir” diyemeyiz. Ayette, “Biz ona şiir öğretmedik, zira bu onun için gerekli değildi.” deniyor. Yani şunu söylüyor Kur’an: Eğer Kur’an’ı bir başka şeye benzetsek, şiire benzetirdik ama şiirin bile üstündedir. Çünkü şiiri de içerir. Zaten Kur’an, kendisini şiirle kıyasladığına göre şiirle kıyaslamamız kötü bir şey değil ki. Şuara Suresi’nin son ayetlerinde kınanan şairlerden söz edilir. “Onlar, yani her vadide vehimlerinin peşinden koşup duruyorlar.” Ama bunlar, İslamın şiire karşı bir tavrı olduğu anlamına gelmez. Şiir yazmamış bir İslam âlimi hatırlamıyorum ben, hatırlamıyorum.
Zühre Dergisi: Sahabelerden Hassan bin Sabit (RA) var mesela. İslamiyet’ten önce de sonra da şiirleri var. Hatta Peygamberimiz’in(SAV) baş şairi olduğu da söylenir.
M. İslamoğlu: Hz. Peygamber’in şairleri vardı. Hassan bin Sabit bunlardan sadece biriydi. Peygamberimizin (SAV), ilk defa hırkasını kendi sırtından çıkarıp giydirdiği de bir şairdi. Sırtından hırkasını çıkardı ona giydirdi; yani nasıl memnun olmuşsa! “Söyle ya Hassan, Allah ve Ruhul Kudüs seni desteklesin.” diyordu. Yani adeta ilham meleği seni desteklesin diyor. Anlatabiliyor muyum?
Allah Resulü’nün (SAV) şairleri vardı. Hatta birkaç kişiye “Anam babam sana feda olsun.” demiştir. Biri, Uhud’da önünde ok atan ve bir düşman okunun gelip kolunu yaraladığı için bir ömür boyu kolu çolak kalan Sa’d bin Ebu Vakkas’tır.
Yani kısacası, İslamiyet şiire uzak değil çok yakın mesafededir.
Zühre Dergisi: Ramazan hasebiyle manevi bir iklimdeyiz. Son olarak, bu tür iklimlerin insana kattığı şeylere dair neler söylemek istersiniz?
M. İslamoğlu:Efendim, aslında tüm aylar, tüm günler, tüm haftalar ve tüm yıllar Allah’ındır. O, zamanları ve mekânları yaratandır. Zamanlar ve mekânlar içerisinde özel zannettiğimiz günler, aslında o günlerde insan eylemlerinin güzelliğinden dolayı özel olmuşlardır.
Mısır’ı alan Amr bin Âs’ın arkadaşlarından bir tanesi, Medine’deki Selman-ı Farisî’ye “Gel ey Selman, mübarek topraklara gel.” diyor. Selman da ona yazıyor: “Topraklar mübarek olmaz! O topraklarda işlenen ameller mübarek olur.”
O zaman, bundan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Eğer anlarımızı değerlendirirsek o anımız bayram olur, o anımız mübarek olur, mukaddes olur. Onun için hangi ayda, hangi günde, hangi saatte bulunursak bulunalım, mümkün olduğunca her anı değerlendirmeye çalışalım. Onu, Allah’ın razı olduğu ve bize de fayda getiren bir ana dönüştürelim. Kötülükten vazgeçelim, iyilik üretelim.
Ramazanla birlikte, herkes muhasebe yapsın. Bir müminin dindarlığı, dini darlığa dönüştüğünde, o dindarlık, dinsizlikten beter zarar verir. Yani müminin yaptığı ameller, eğer kendisine tevazu veriyorsa salih olur; eğer kendisine kibir veriyorsa fâsık olur. Dolayısıyla herkes kendini sorguya çeksin.
Oruç tuttuğum için kendimi üstün ve kibirli mi görüyorum? Bu ibadeti yapmayan birine karşı kendimi kibirli hissediyorsam, aslında oruç benim için hiçbir kazanç sağlamamıştır. Namaz da öyle, diğer ibadetler de öyle. Onun için ibadetin amacı Allah’ı değiştirmek değil, kişinin kendisini değiştirmesidir. Duanın amacı da Allah’ı değiştirmek değil, kendimizi değiştirmektir.
Zühre Dergisi: Şiirlerinizden bir dörtlüğe değinmeden geçemeyeceğim. Bir şiirinizde:
“Ben Gündoğusu’nda beklerken seni,
Neden hep lodosa açtın yelkeni?
Turnalar mı alıp gitti neşeni,
Şimdi hangi koyda yatarsın, sevda?”
diyorsunuz. Hayatınız hep hakikati aramakla geçti. Hâlâ arıyor musunuz? Aradığınız yerlerde bulamayınca hayal kırıklığı yaşıyor musunuz?
M. İslamoğlu:Efendim, aslında “Aramakla bulunmaz, lakin bulanlar arayanlardır.” demiş âriflerden biri. Mübarek Kur’an’ın Cîn Suresi’nin 14. ayetinde Müslüman tarifi şöyle yapılır:
“Bizden, Allah‘a teslim olanlar da var, aksilik edip kendilerine haksızlık yapanlar da. Allah’a teslim olanlar, gerçeği arayanlardır.”
Demek ki bulan değil, arayanmış. Arayan olmamız gerekiyormuş. Eğer “buldumcu” olursak, o zaman “İhdine’s-sırâta’l müstakîm” ayetini nasıl anlayacağız?
Niye “Bizi dosdoğru yola yönelt.” diye dua ediyoruz? Çünkü arıyoruz ki dosdoğru yola yöneltilmek istiyoruz. Dosdoğru yolda olduğundan emin olan biri böyle dua eder mi?
Zühre Dergisi: İlim aranırken hayal kırıklığı yaşanmıyor. Hangi ilme ulaşsanız, o sizin için muazzam bir ufuk oluyor.
M. İslamoğlu: Bizden beklenen şey, akışta olmak, yolda olmaktır. Yol aslında insanı eğitir, terbiye eder. Akıştır ırmağı ırmak yapan. Dolayısıyla, iyi atlar koşarken ölürler.
Şair Füruğ Ferruhzad diyordu ki:
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
Yolcu ölür, sen yolu hatırla.
Dolayısıyla yolu unutma. Onun için, evet, yürümekle varılmaz; lakin varanlar, yürüyenlerdir.
Zühre Dergisi: Hocam Zühre dergisi olarak, gürültünün ve sesin çok olduğu bir ortamda iyi sözün ayıklanması gerektiğini düşünerek yola çıktık. Bu tür çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz ve neler tavsiye edersiniz?
M. İslamoğlu:Şunu söyleyeyim; eğer faaliyetleriniz insanın bir eksiğini giderecekse, yokuşunu düzeltmeye, darını bol etmeye yarayacaksa; insanın hüznünü azaltacak, sevincini çoğaltacaksa; umutsuzluğunu azaltacak, umudunu çoğaltacaksa; insanı daha iyi bir insan edecekse, iyiliği artıracaksa yürüyüşünüz mübarek olsun.


Bir yanıt yazın