Sevgili Duygularım;

Geçenlerde kendimi buzdolabının önünde bulduğumda bir an fark ettim ki aslında aç değilim.

İçimden “acaba niye buradayım” diye sorarken biraz boşlukta biraz da düşünceli olduğumu fark ettim. Bir an kendimi dinledim; fiziki bir açlığım olmadığı belliydi. Boşluk ve hüzün hissi beni buraya sevk etmiş olmalıydı ve sanırım duygularımla konuşurken farkına varmadan midemi dolduracaktım.

Asıl yapmak istediğim neydi? Gerçekten yemek yemek olamazdı, çünkü aç değildim. Biraz üzgündüm ve galiba bunu yemenin lezzetiyle bastırmak istiyordum. Biyolojik bir ihtiyaçla değil duygularımla buzdolabındaydım. Peki duygularımın burada çare bulması mümkün müydü? Doğru yer burası mıydı? Sadece rastgele yiyip içecek, üzüntümü öteleyecektim. Hatta tok olduğum için daha da kötü hissedecek ve gereksiz yediğime ayrıca üzülecektim. “Ne yapıyorum ben” dedim ve o an duygularıma bir mektup yazmak istedim buzdolabındaki yersiz arayışım yerine.

————————————–

Sevgili Duygularım;

Biliyorum her biriniz çok özel ve değerlisiniz. Ben, sizlerle ancak ben oluyorum. Hüznüm, kederim, sevincim, heyecanım, korkularım, kaygılarım hepinizin bendeki yeri apayrı.

Hüznüm iyi ki var ki kalbimi, vicdanımı hissediyorum. Sevincim iyi ki var ki motive oluyorum. Kaygılarım iyi ki var ki temkinli yaşıyorum. Korkularım iyi ki… Kederim iyi ki… Velhasıl hepinizle yaşamak güzel…

Ancak ben sizinle bazen iyi anlaşamıyor muyum acaba? Sizinle konuşurken kendimi başka ortamlarda, bazen bir buzdolabının önünde, bazen bir makarna tabağının başında, bazense bir çikolata kavanozunun içinde buluyorum. Sizler orda mısınız ki? Ben galiba bir yerde yanlış yapıyorum.

Evet çikolata kavanozunda bir parça mutluluk olabilir, ancak hüznümde içine düştüğüm çikolata kavanozu gerçek bir çözüm mü? Yedikçe mutlu olacağım sanıyorum belki ama duygularımın çözüm bulacağı doğru yer burası mı? Böyle yaparak sizi de yanıltıyorum galiba. Mutlu olmaya çalışırken hemen ardından gelen pişmanlık sanki daha bir çıkmaza sokuyor beni; hüzünden sarıldığım karbonhidratlar o an dertlerimi ötelese de hepsi bir bir bana daha da pişman olacağım vücut yapısı olarak geri dönüyor.

Ne kadar karbonhidrat yesem bir sonraki öğün daha da fazlasını yemek üzere programlanmış gibiyim. Galiba her gluten batağına düşen bunları yaşıyor. Karbonhidrat tüketmek daha da karbonhidrat tüketmeyi çağırıyor. Oysa daha sağlıklı, daha masum tercihler yapılabilir.

Duygusal açlıklarımın arayışları mutfakta değil önce kendi içimde olmalı. İlk etapta ne hissettiğimi kontrol edip ardından “gerçekten aç mıyım” diye küçük bir değerlendirme yapmalıyım. Kendimi dinleyerek açlığımın fizikî mi ruhî mi olduğunu anlayabilirim. Böylelikle yaşadığım hüzünler, üzüntüler zaten beni yorarken bir de kendime yüklediğim yersiz enerjiler, glutenler, bağımlılık da yapan monosodyum glutamatlarla uğraşmak zorunda kalmam. Hüznüme hüzün katmak yerine beni o anda da sonrasında da daha dinç kılacak bir maden suyu, bir portakal suyu, belki bir kuru meyve tabi neden olmasın! Sınırları belli bir bitter çikolata veya sakinleştirecek bir ada çayı, papatya çayı neden o anki duygularıma derman olmasın!

Aç olanın midemiz değil ruhumuz olduğunu fark ettiğimizde, doğru gıdalar tercih ederek o içinden çıkılması zor gluten, cips, gazlı içecek, derin çikolata kavanozu bataklarından kurtarmış olacağız. Bir badem, bir ceviz sınırlı ölçülerde hüznümüze çok da güzel derman olur. Bir bardak portakal suyu bizi hemen kendimize getirir. Bir muz ve tarçın hemen sakinleştirir. Bir çilek, sadece kokusuyla bile rahatlatır. Önemli olan o an aslında fiziksel ve sosyal açlığımızın olmadığını fark etmemiz. Bir nefes egzersizi veya kısa bir yürüyüşle, bir arkadaşımızla dertleşmek veya kağıt kaleme dokunmakla daha doğru, daha kontrollü bir yola yönelebiliriz.

Duygularım gerçekten iyi ki varsınız ve sizlerle benim her anım değerli. Yeter ki sizi fark edebileyim ve istediğiniz cevapları doğru şekillerde verebileyim. Bunun için de kendimi fark etmek ve dinlemek birinci vazifem olmalı. Kendime yaklaşımım kendimi tanıdığım ölçüde olacağı için de her geçen gün sizinle daha iyi geçineceğime söz veriyorum. Zaten sizinle ne denli iyi geçinirsem etrafıma da o denli iyi yaklaşıyorum.

Yani iyi ki varsınız sevgili duygularım. Varlığınızdır bana değer katan!




Dyt. Burcu Seçilmiş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑