Zeynep Kar
Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) Hz.Hatice ile evlenirken kendisi 25, Hz.Hatice 40 yaşındaydı.Ve evlilik teklifi de Hz. Hatice’den gelmişti. Bu teklif karşısında Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) bir saksı alıp içine de ot dikmişti. Otun hemen yanına da bir çiçek ekmişti. Efendimiz (s.a.v) Hz. Hatice’ye dönerek şöyle demişti: “Eğer aynı topraktan beslenmemiz seni etkilemeyecekse beni kabul et.”
Efendimiz bu sözüyle Hz.Hatice’ye diyordu ki;
-Aynı topraktan beslenmemiz senin apayrı bir birey olduğunu, kendine has ve özgün olduğun gerçeğini asla değiştirmeyecek.
-Kitap arasındaki gül gibi ne yaşamdan koparılacaksın ne de anlamından… Yaşamın içerisinde anlamına anlam katarak hayatını idame ettireceksin.
-Hayatın kendisi bir hikaye… Ben seni sevdiysem eğer senin hikayeni de seviyorum. Hikayendeki üzüntünü, sevincini, başarını, başarısızlığını, kolayını, zorunu, iyini, kötünü… Hepsini seviyorum. Çiçekleri sevdiğimi söyleyip de onu sulamamak, Rabbimi sevdiğimi söyleyip de ellerimi semaya kaldırıp dua etmemek gibi bir şey. Bilirim ki o çiçeği sulamazsam solacak, kuruyup gidecek en sonunda. Unutulup yitecek, kaybolacak, en nihayetinde yok olacak.
-Senin orada oluşunu hep orada olacakmışsın ya da olmalıymışsın gibi düşünmeyeceğim. Bu durumu asla sıradanlaştırmayacak aksine kıymetini daha da yükseltecek bir şey olarak göreceğim. Sıradanlaşan her şeyin bir gün bitmeye mahkum olduğu gerçeğini hiç aklımdan çıkarmayacağım.
-Sen benim gönlümün bahçesine en özel misafir, “mütemmim cüzüm”sün. Seni önce “insan” olarak seveceğim, “imkan” gibi görmeyeceğim. “Çok yalnız ve kimsesiz olduğunda ya da karanlığın içinde kaybolduğunda kendi varlığının içindeki muazzam aydınlığı göstermeyi ne kadar isterdim” diyen Sadi Şirazi gibi kendi bahçenin güzelliklerini fark etmeni çok istiyorum. Bahçenin her tarafına tebessüm çiçekleri dikelim birlikte. Koklamak isteyen koklayabilsin ama o çiçekleri kimsenin koparmasına izin vermeyelim.
-Sen, varlığın gözbebeği olan âdem; kâinatın küçültülmüşü, yeryüzünün halifesi, zübde-i alemsin. Kendine güzelce bak ki alemin özü sensin. Bazen her şey demeksin bazen hiçbir şey… Yapıp edebildiklerin var ama beceremediklerin de var. Yaşadığın olaylarda anlıyor musun sonsuz fakirlik olan acziyeti, acizliği… Kendi çaban, gayretin ve nasibin ölçüsünde bu dev dünya sahnesinde rolünü icra ederken, menzile doğru yol alıyorsun. Senin rolün bir figüranlık kadar da olsa, başrol de olsa buna sadece sen karar veremez, “ben bu sahnede başrol oynamak istiyorum” diyemezsin. Aynı şekilde figüran olmak da senin elinde değil. Ama hayatı ve onun getirdiği rolü, özne ya da nesne olarak yaşamak senin elinde. Nasıl ki bir sinema yapımcısı sana başrol teklif ettiğinde kabul etmeyip “ben figüran olmak istiyorum” demezsen; aynen öyle de hayatın senin için kurguladığı rolünü tercih edemez, ama o rolünü bazen oynar bazen de yazarsın. Ben ise adına dünya denilen bu hayat sahnesinde kendi senaryonu yazarken sana müdahale etmek yerine kalemi kavrayan elinin üzerinden tutup, defteri yazmana yardım edeceğim. O defter “sen” ve “ben” karışımı “biz” ile dolacak. Öyle bir film senaryosu yazacağız ki birlikte; başrolde ikimiz… Sevdiğin insanları üzmemek adına herkesin gönlü olsun diye kendi hayatının figüranı olmana müsaade etmeden, birimiz düşünce öbürümüz kaldırarak, düşe kalka ama çoğala çoğala yol alacağız.
-Hayatın boyunca hep başkalarının mutluluğunu önceleyerek yaşaman, hep kendinden ödün vermen, dizginlerinin hep onların elinde olması ve senin sadece onların söylediklerini yapman ya da yapmak zorunda bırakılman kendi kul hakkına girmen demektir. “Yeter artık ben bu değilim” diye haykırdığın sessiz çığlıklarını, feryad ü figan iniltilerini kimse duymasa da ben duyacağım. “Figüran” rolünü kesinleştirip sana öyle davranmaya devam edenlere inat, senaryonun seyrini değiştirip mutlu son ile bitsin hikayemiz diye çabalayacağım.
-Bu dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibaret olup, aldanılmaması gereken, bir teşehhüd miktarı vakit geçireceğimiz bir durak mesabesinde. Hayatını Allah’ın rızasını kazanmak için kendi tercihlerin doğrultusunda senin ve Allah’ın razı olacağı bir şekilde herkese ve her şeye rağmen özne olarak yaşa ki menzile alnın ak, sinen pak olarak varabilesin.
-Ne saksının içine dikilen ot olmak kolay, ne de onun yanına ekilen çiçek olmak… Çiçek çiçek açmak, çiçek çiçek olmak hiç kolay değil. Belki de zor, hem de çok zor. Ama “zor; kötüden iyidir” deyip, dünya zarfının içerisindeki sonsuzluğa gönderilmiş bir mektup olan insanı okumaya devam edeceğim. Mektubun yanına bir çiçek koymayı da unutmayacak ve gideceğim; Zühre misal, çiçek çiçek, çiçek gibi… Bir çiçeğin kokusunda zahir olma, hayat bulma hayalimi hiç soldurmadan, gözüm yollarda hasretle bekleyeceğim seni gittiğim yerde…


Bir yanıt yazın