Neyin Bedeli?

Filmin Adı: Benim Adım Khan

Yönetmen: Karan Johak

Yapım Yılı: 2010

Hint sinemasının seçkin örneklerinden biri olan Benim Adım Khan filminin başrollerini Shahrukh Khan ve Kajol paylaşmaktadır. Aynı oyuncular daha bir çok filmin başrollerine de paylaşmışlardır. Neredeyse Shahrukh Khan filmlerinin çoğunu seyretmişimdir. Hepsinde ustalıkla performans sergileyen oyuncu, milyonların da sevgisini kazanmış büyük aktördür. Ünlü aktör romantik, aksiyon ve komedi türünde yaklaşık 80’in üzerinde filmde rol almıştır.

Hint filmlerinde genelde verilmek istenen bir mesaj vardır. Bu filmin konusu da şöyledir: Filmin baş kahramanı otizmin bir çeşidi olan Asperger sendromundan muzdariptir. Asperger sendromu, sosyalleşebilme ve etkili iletişim kurabilme yeteneklerini sınırlayan gelişimsel bir bozukluk olarak tarif ediliyor. Bu sendroma sahip olan kişiler, dar ilgi alanlarına sahip olup, sıklıkla tekrarlanan davranışlar sergilerler.

Amerika’ya, Amerikan başkanıyla görüşmek için yola koyulan Khan’ın hikayesidir bu. Daha havaalanında iken Müslüman olduğu için eziyet ve haksızlıklara maruz kalır. Hatta aramalar esnasında kendisiyle dalga geçen güvenlik görevlilerine, filmin ismini aldığı o cümleyi söyler: “Benim adım Khan ve ben terörist değilim.” Filmin ilerleyen sahnelerinde Amerika’da bir kadına aşık olur onunla evlenir. Hayatına sıradan bir şekilde devam ederken o sırada 11 Eylül saldırıları gerçekleşir. Ve artık bu andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmaz. 

Kuran’ı Kerim’de “Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.” (Maide suresi, 5/32) buyrulmuştur. Filmde yakın komşularının Afganistan’da öldürülmesinin ardından bu ayeti okuyan Khan devamında şöyle der: “O zamanlar 11 Eylül’de ölen insanların bedelini, bütün insanlığın ödeyeceğini anlamıştım.”

Demek ki tarihin her döneminde bir şeyler bir şeylere sebep kılınmış ve hak etmeyen masum insanlara hep bedeli ödetilmiş. Zalim, zalimlik görevini yerine getirmiş, mazlum da mazlumluk… Zaman ilerlemiş ama tarih hep tekerrür etmiş, hiç ders alınmamış yaşanılanlardan… Kim ne derse desin son noktayı tarih koyuyor, kimin ne olduğu öylece anlaşılıyor. Filmde ‘hain’ diye tutuklanan Khan, filmin sonunda ‘kahraman’ oluyor.

Khan bütün bu olan bitene rağmen inancından taviz vermez; ulu orta bir yerde bile, vakit girdiğinde insanların düşmanca bakışlarına rağmen kalabalığın içinde hiçbir şeyi umursamaan namaza duruyor. Bu tablo insana “Hakiki imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.” veciz sözünü hatırlatıyor.

Evlendiği kadın ve kadının oğlu da onun soyismini aldıkları Müslüman olarak görülür. 11 Eylül sonrası çocukları nefret yüzünden öldürülünce, eşi bütün suçu ona atar ve Amerikan başkanına gidip terörist olmadıklarını söylemelerini ister; kendisini ancak böyle affedebileceğini söyler. Khan da elinde bir tabelayla filmin sonuna kadar Amerikan başkanı ile görüşmek için uğraş verir. Tabii bu arada başkana suikast düzenleyeceği zannedilip tutuklanır, eziyet ve işkence görür. Elindeki tabelada ise şöyle yazmaktadır: “Repair almost anything (neredeyse her şeyi onarmak.)”

Evet gerçekten azmin elinden ne kurtulmuş ki dedirten cinsten bir kararlılıkla filmin sonunda muradına erer. Ve Amerikan başkanıyla bütün herkesin önünde görüşme imkanı bulur ve ona şöyle der: “Benim adım Khan ve ben bir terörist değilim.” Ne kadar acı değil mi? İyi bir insan olmak, iyi bir insan olarak kalabilmek ve iyi olduğunu ispat etmeye çalışmak ne kadar zor değil mi; hem o zamanlar, hem de bugün?

Aslında insanlık tarihi boyunca, hayat bir anlamda iyilerle kötülerin savaşı olmuş. Evet bu vesile ile biz de söyleyelim ki; Müslüman terörist olmaz, olamaz… Zira önce insan sonra Müslüman… Davranışlarımız, yaptıklarımız, insanlarla olan ilişkilerimiz bizim referansımız değil midir? İnsan hakları, demokrasi, sevgi, özgürlük, ayrımcılık, nefret suçu gibi konular, filmin içinde öyle güzel harmanlanmış ki, daha filme başlar başlamaz, her şeyi anlıyorsunuz.

Tabi bir de bütün bunları yaşadıktan sonra eğer nasipte varsa hak sahibine hakkının verilmesi, helalleşebilme kısmı var. İnsan her şeyi affedebilir mi? Onu da siz değerli okuyucularıma bırakmak istiyorum. Ancak, şunu söyleyebilirim ki ne zaman affedeceğiz o zaman mutlu olacağız… Ve özgür… 


Hatice Kübra Meter

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑