“Hay Sultan”

Kitabın adı: Hay Sultan

Yazarı: Nuriye Çeleğen

Yayınevi: Nesil Yayınları

Tür: Roman, Tasavvuf, Edebiyat

Gece ile demlenmeyen kulluk,

Secdelere akmayan gece,

Kulun ellerinden tutmaz…

Nuriye Çeleğen Hanımefendi ile yıllar yıllar evvel Bursa Kitap Fuarı’nda tanışmıştım. ‘İffet-i Kalp’ ve ‘Aşk-ı Sükun’ kitapları ile… Hangisini önce okuduğumu hatırlamıyorum ama art arda ikisini de su gibi içtiğimi hiç unutmadım. Etkisi üzerimde epey sürdü, çünkü o zamana kadar böyle güzel, akıcı ve üslubu ile dikkatimi çeken bir yazarla tanışmamışım. Daha sonra fırsat buldukça onu okumaya devam ettim. Yazarın sanırım en çok anlatım tarzını sevdim. Bu yazımda sizlere ‘Hay Sultan’ isimli romanından bahsedeceğim. 

Kendimi bildim bileli okurum… Yaklaşık 4-5 senedir ise daha sistematik okumaya çalışıyorum. Alıntılarımı ve okuduğum kitapları kaydediyorum, notlar alıp istifade etmek isteyenler için sosyal medyamda paylaşıyorum. Bazı çok sevdiğim kitapları tekrar okumak adetimdir. Geçen sene yazar Nuriye Çeleğen’in ‘İffet-i Kalp’ ile ‘Aşk-ı Sükun’u yeniden, ardından da ‘Peygamberimiz (sav) Çocuklara Nasıl Davranırdı?’ isimli kitabını okudum. Bu sene de ‘Hay Sultan’ı okumalıyım dedim. 

“Hasan’ın soyundanım, ‘Has Oda’dır makamım,

Ricalin boyunları üstündedir ayaklarım…

Gavsü’l-Azam’dı o, evliyalar sultanı idi. Allah Resulü, evliyalar için “kibrit-i ahmerden daha kıymetlidirler,” demişti. Kibrit-i ahmer, taşı altına çeviren iksirdi. Kâmil mürşitler kibrit-i ahmer gibi olurdu. Kararmış kalpleri ihya edip iman nuruyla yeşertirken toprak olmuş kalpleri altın ederlerdi.

Hay Sultan’dı. Tüm perdeler kalkınca ruh cevherinde görünen İsm-i Hayy’dı.

Kelam onu anlatmakta aciz kaldı. İdrak onu anlamakta zorlandı.

İsa sırrının taşıyıcısı Kün Sultan’dı.

Allah Resulünün sevgilisiydi. Yerde iken Arş-ı Azam’ı ve İsrafil’in azametini temaşa edendi.

O öyle bir sultandı ki Yüce Allah’tan, müritlerinin tevbe etmeden ruh teslim etmemesi için söz alan tek evliya, Sultan-ı Naz’dı.

‘Hay Sultan’ bize dini bir karakteri anlatan roman. Kitapta Abdülkadir Geylani Hazretleri; doğumundan başlayıp, çocukluğu, Bağdat’a gitmesi, burada kendini yetiştirmesi, hocaları ve ilim yolunda karşılaştığı zorluklar, büyük bir şahsiyetin nasıl oluştuğu, coğrafyasındaki tesirleri hikaye edilerek ve kendi hayatından kesitler sunarak anlatılmış. Daha çocukluğundan itibaren ilahi ikazlarla yetiştirilir. Derler ki, “nübüvvet vadisinin büyük karakterleri oyun oynamaz.” Bir gün oyun oynamak için arkadaşlarının yanına koşunca annesi kendisini uyarır, bir başka gün de bir öküz tarafından uyarılır: “Sen dünya için yaratılmadın.”

Geylani Hazretlerinin çocukluğu ile alakalı hepimizin belki az çok bildiği bir menkıbe anlatılır. “İlk sınav” başlığı altında geçiyor hikayemiz: İlim tahsili için Bağdat’a doğru yol alan Abdülkadir Geylani’nin içinde olduğu kafileye eşkıyalar saldırır. Kafilede bulunanların ne kaçacak yerleri vardır ne karşı koyacak halleri. Eşkıyalar herkesin malını mülkünü yağmalamaya başlar. O sırada eşkıya ile çocuk yaştaki Geylani arasında şöyle bir konuşma geçer: 

“Hey küçük derviş! Senin de bir şeyin var mı? 

“Evet, kırk altınım var”

“Nerede?

“Koltuğumun altında dikili”

Alay mı ediyor yoksa doğru mu söylüyordu?! Onu sorgulayan eşkıya, çete reisine haber verdi. Geylani yine soruya aynı cevabı verdi. Üzerinden elbisesini çıkarınca gördüler ki gerçekten kırk altın dikili. Eşkıya reisi sorar:

“Neden bunu söyledin?”

“Annem ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Anneme doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Sözümden dönmem.” Bunun üzerine eşkıya reisi saatlerce ağlar ve halinden pişman olup tevbe eder. “Küçücük çocuğa bak! Ben Rabbim’e verdiğim sözden defalarca kez döndüm, ama o anneme söz verdim sözümden dönmem diyor!” diyerek diğer eşkılarla birlikte tevbe kapısına koşarlar. 

Geylani Hazretlerinin, hazret olma yolunda yaşadığı hadiseler öyle güzel hikaye edilmiş ki, satırlara kapılıp gitmemek elde değil. Tasavvufta dört aşamalı bir yola dikkat çekilir; Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat. Bu aşamalar da 3 derece yol ile alınır; ilmelyakîn(akıl), aynelyakîn(kalp) ve hakkalyakîn(ruh) ile… Seyr-i sülûk için en önemli vasıta da inzivadır. Geylani Hazretleri de: “Bağdat’ı terk ettim, insanlardan uzaklaştım.” diye anlatır. Hazret bütün vaktini ibadet ile geçiriyordu. Bazen yorgunluktan uyku bastırınca ilahi bir ikazla uyarılıyordu. Çünkü inziva yalnız madde boyutunda insanlardan uzaklaşmak değil, Allah’tan alıkoyan her şeyden uzaklaşmak demekti.

İslam dinine göre insan iki unsurdan meydana gelir: Ceset ve ruh. Cesedin mekanı dünya, ruhun ise mana alemi. İnziva, dünyadan el-etek çekmek değil, ruhun manevi âlemlere göç etmesini sağlamaktır. Onun içindir ki yalnız kalan insanların ruh dünyası bozulurken, inziva eden kişi Allah ile dostluk kurar. Yalnızlığın mahiyetini şekillendiren şey niyettir.

Kitapla ilgili o kadar çok başlık ve paragraf var ki yazmak istediğim… Her biri üzerine saatlerce konuşabileceğim öyle güzel ve anlamlı satırlar ki… Ama geri kalanı siz okuyucularıma bırakmak istiyorum, lütfen okuyun, okutun… Bu kitabı çok seveceksiniz… 

Kitap okumayı sevenler iyi bilir, hani bazı kitaplar hiç bitmesin isteriz, kitabın maneviyatı o kadar güzel ki, öyle akıcı ki… Hay Sultan, Nuriye Çeleğen’in kaleminden, Sultanü’l-Evliya Abdülkâdir Geylânî Hazretlerine dair çok etkileyici bir eser. Asırlara feyz hazinesi olmuş bir ummandan nasipdar olmak isteyenler için… 

Ramazan-ı Şerif’imiz mübarek ola… Dua ile…


Hatice Kübra Meter

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑