Noktadan Ruhumun Heykeline

/ Ali Dolgunyürek – Pedagog ve Aile Danışmanı /


Anadolu’nun bir köyünde doğmuşum. İlkokula başladığımda üçüncü sınıfta okuma yazma öğrendim. Beşinci sınıftan mezun olurken öğretmenim kimlik istedi. Babam kimliğimi çıkardığında hayatımın ilk şokunu yaşadım. Neden mi? Yaşım onikiye gelmiş ve adımın Yılmaz olduğunu biliyorken kimlikte Ali olduğunu gördüğüm için.

Sonra eğitim uğruna şehre gittim. Akraba yanında kalmak ve hayat mücadelesi vermek de ayrı bir travma oldu benim için.

Ortaokula başladığımda sınıf içinde bir köşeye sinmiştim. Öğretmenlerim bana soru soracak diye çok korkuyordum. Korktuğum başıma geldi, sosyal bilgiler öğretmenim her ders beni tahtaya kaldırıp ders anlattırıyordu. Ben bu anlatımlarda sırılsıklam oluyordum sevgilisinin karşısındaki aşık gibi. Yıllar sonra anladım ki öğretmen bana büyük bir iyilik etmiş. Benim toplum önünde konuşma korkumu yenmemi sağlamış. Ortaokul boyunca, yani tam üç yıl annemi göremedim, konuşamadım. Neden mi? Seksenlerde nerede telefon, nerede seyahat imkanları. Bu da başka bir şok.

Sonra lise yıllarım başladı. Lise birde her okul çıkışı kahvehaneye gider arkadaşlar ile okey oynardık. Ben bu okey sevdası nedeni ile sınıfta kaldım. Fizik dersini veremedim. Okul yönetimi “bir yıl bekle” dedi. Bu bekleme esnasında garson, araba yıkamacısı, otobüs yıkamacısı, lokantada kasa ve yemek servisi işlerinde çalıştım. Bu çalışma benim aynı zamanda eğitim için yeni ve ciddi kararlar vermemi sağladı. Fizik dersini tek ders sınavından on üzerinden sekiz alarak geçip yoluma devam ettim.

Lise yıllarımda ilk okuduğum kitap Jack London’un Demir Ökçe’siydi. Ezilmişlerin hikayesiydi ve ben de ezilmiş hissettiğim için sosyalist düşünceye ilgi duydum. Bu yönelim, ateizme kadar gitti.

Lise ikinci sınıfta Güven Hocam karşıma çıktı. Matematik öğretmeniydi. Benim ateizmle ilgili bütün teorilerimi çürüttü. Bu müzakereler iki yıl sürmüştü. Sonunda sağlam bir dini inanç kazandım. Bu dönüş büyük bir karardı.

Üniversiteyi Ankara’da okudum. Bu yıllarda hızlıydık vesselam. Sonra mezuniyet arkasından evlilik. Sonra askerlik.

Üniversitede kazandığım bilimsellik, pozitivist hayat ve inançlı bir hayatın karması ile yıllarca devam ettim hayat yolculuğuna.

Şimdilerde ellili yaşlarımdayım. Bilimsellik yerini kalb hayatına terk etmeye başladı. Hayat sadece bilim, akıl değilmiş; öğrendim. Duygularımın da olduğunu, derinlerde büyük bir aşk olduğunu fark ettim. Şimdilerde ruhumun derin köşelerinde kendimi ve evreni keşfetme yolculuğu içinde giderken, ruhumun heykelini tamamlama sürecini yaşıyorum. Bakalım nereye gidecek bu yolculuk.

Geldiğim son durak ise burası:

BENİM

Seven de, sevilen de,

Tutku da, sevda da benim,

Aslı-kerem, Leyla-Mecnun,

Acı-tatlı, güzel-çirkin benim,

İyi-kötü, melek-şeytan,

Hayvan, bitki, taş, toprak, şimşek, yağmur, fırtına, gökkuşağı benim.

Kainat da, zerre de, mağma da ateş de, arzda cennet, gökte yıldız benim.

Masum, günahkar, tövbekar,

Fakir-aç, zengin-tok benim.

Vakar-kibir, cimri-cömert benim,

Adem de Havva da, Kabil-Habil de benim.

Kuyudaki de oraya atan da,

Yusuf da Züleyha da,

Mahkum da mahkum eden de benim.

Ateşdeki İbrahim, oraya atan Nemrud,

Hira’daki Muhammed, peşindeki Ebu Cehil,

Kerbela da Yezid de Hüseyin de,

Derisi yüzülen Mansur ve Nesimi,

Gezgin Derviş Yunus ve Pir Sultan Abdal,

Gönül ehli Mevlana ve Hacı Bektaş,

Cesur Sokrates ve Konfüçyüs,

Nirvanadaki Buda,

Hepsi ama hepsi benim.

Bütün renkler, inançlar, diller,

Zalimin beyni, mazlumun kalbi,

Öfke, korku, hüzün, huzur benim.

Nur-karanlık, beden-ruh,

Maşuk da, aşık da benim,

Ben aşkım, ben aşkım,

Aşkım ben…


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑