Kalbin Seferi

/ Çiğdem Coşkun Çay /


Gerçek sevgiye ruhların aç olduğu, gerçek sevdanın yüreklerde gurbeti yaşadığı bir yüzyıl. Sınırların ‘ben’i korumanın kulelerinden inip sevdiğini kucaklayamayanların çağı. Bu çağ ‘kalabalık yalnızların’ çağı.

Sevmek ruhun huzuruydu. Dünyada herkesin arayıp bulamadığı o gizemli huzur sevmekti. Onun hatırına çekilen bir dünya ağrısıyla yaşamak. Nerede aranmalıydı, nerede bulunurdu; hep destansı masalsı bir anlatıştı. Belki de o huzur iki göz hatırına sırça kalbe ilmek ilmek işlenen bir sevgiydi.

Sevmek konuşmak gibi değildi, bakmak gibi hiç değil. Belirsiz bir zamanı beklemek gibiydi sanki, zordu; sırça kalbi hem yoran hem besleyen bir düş gbiydi. Seven sevdikten sonra eski ben olmamalıydı. Seven bir yolculuğa talipti ve aşk, sevilenin gözlerinde kendini bulmaktı. Belki hiç varamamak, sadece yola revan olmaktı. Her sevda biraz da kavuşamamak, biraz da özlemekti. Zaten ‘ayrılıklar da sevdaya dahil’ değil miydi.

Sevmek bir sorumluluktu ve koca bir iddiaydı. Seven ‘bu iddia ile sınanırdı.’ Sevgi bu sınavı geçer miydi, sevginin gücü buna yeter miydi? Bu sınavı verenler kalplerinde yari ararken Yaradan’ı bulanlar mıydı? Sevmek yanmak, pişmek, olmak yolculuğunun bir seferiydi. Bu seferin bitişi var mıydı? Seven kavuşunca aşkın adı ‘Simurg’ olur muydu?

Belki de ömür beklemek için çok kısa özlemek içinse çok uzundu. Sevdalar bu bekleme ve özleme arasında yanıp olgunlaşmak mıydı? Gerçek sevda dile gelince sihri bozulan mıydı? Uzaktan sevmek sevdanın yazgısı mıydı? Şair ‘Uzaktan sevmediysen birini, hiç sevdim demeyin’ der. Bir rüyayı görmek ve onun olmasını dilemek gibi bir şeydi sevmek.

Bu yüzyıl sevmeyi, sevilmeyi çok isteyenlerin, ama sevmeye emek vermeyi, sorumluluk almayı yorgunluk görenlerin yüzyılı. Sevmek reelslerde rüya gibi olan, gerçek dünyada herkesin özlemle aradığı bir kelime.

Sevmek bir kalpten bir kalbe yolculuktu.

Ve sevmek kendini bulmaktı.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑