Prof. Dr. Halit Ertuğrul: “Yazmak Bir Tebliğdir”

/Zühre Dergi/


Zühre Dergisi: Yazarlık nedir? İnsan neden yazar, neyi yazar? Siz neden yazıyorsunuz?

Halit Ertuğrul: Bu iş dertlenmeyle başlar. Yazmak bir dertlenmedir. Bir iç yangınıdır yazmak. Bir feryattır. Bir imdattır. Bir çağrıdır. Ben naçizane bütün bunları bir araya getirince, şöyle diyorum: Yazmak aslında bir tebliğdir. Sahip olduğum duygu ve düşünceleri, farkına vardığım doğruları, tefekkür ettiğim güzellikleri başkalarıyla paylaşmaktır.

1996 yılında Kendini Arayan Adam kitabım yayınlanmıştı. Rahmetli Hekimoğlu İsmail Bey beni İstanbul’a davet etti. “Halit’çiğim, kitabını okudum. Çok güzel üslup yakalamışsın. Sakın hiçbir yazarı taklit etme. Başka yazıları taklit edersen onun gibi olamazsın, kendi özelliğini de kaybedersin.” dedi.

Ben daha çok ortaokul ve lise gençlerine hitap ettiğim için, iki de önemli tavsiyede bulundu: Birincisi “Günümüzün gençleri çok ebatlı kitapları okumuyor. Bir oturuşta bitirilecek kitaplar yaz.” dedi.

Kitap kendini okutursa, okuyucuyu sonuna kadar sürüklüyor. Bazıları edebiyat namına meramı ifadeye çok katkısı olmayan, yarım sayfa süren helezonik cümlelerle yazıyor; yeni nesil gençler okumak istemiyor. Burada kastedilen sadece budur. Yoksa tabi ki böyle bir kitap, edebi olmazsa çok anlamı olmaz. Ancak, edebi üslubun akıcılığı önemli.

Zühre Dergisi: Yazarken beslendiğiniz kaynaklar neler ve kitaplarınız toplumdan beklediğiniz ilgiyi görüyor mu?

Halit Ertuğrul: Çok fazla görüyor. Tatvan’daydık mesela, küçücük bir yer diye bilinir, ama imza gününde izdiham oldu. Türkiye’de ilk kez, “Kendini Arayan Adam” kitabımız, 2 bin baskıyı geçti, 2 milyonun üzerinde sattı.

Ben halk çocuğuyum. Fakir bir aileden geliyorum. Babasız büyüdüm. Bu kültür beslendim, dolayısıyla da buralara daha çok hitap ettim. Mağdurlar, mazlumlar, çaresizler, kimsesizler, eli tutulmamış, gariban kalmış olanlar. Bizi herkes okuyor tabii, ama okuyucularımız da daha çok bu kesimlerden.

Zühre Dergisi: Kitaplarınızdaki hikayeler nasıl ortaya çıkıyor? Hayali kurgular mı, gerçek mi?

Halit Ertuğrul: Şu ana kadar 105 kitabımız yayınlandı; bunların hiçbirisinde bir tane bile kurgu yok. Tamamen yaşanmışlıklar var.

Mesela şu anda Van’dayım, çok sevdiğim bir aile ile birlikteyiz. Çok hanımefendi bir anneleri var. Onun yaşadığı o kadar enteresan bir hayat hikayesi var ki, işte o hayat hikayesini dinleyip kitaplaştırmaya geldim ben buraya.

İnsanlar bize ulaşıyor, gidiyoruz, hayatlarını, öykülerini dinliyoruz. Sadece dün gece mail hesabıma 490 mesaj geldi. Eşim bana asistanlık yapıyor ve hepsini tek tek okuyor; ibretlik olanları seçiyor; onlarla görüşüyoruz ve kitap haline geliyor.

Zühre Dergisi: Günümüz insanı mı sanatla, edebiyatla yeterince ilgili değil, yoksa sanat ve edebiyat mı günümüz insanı ile ilgili değil?

Halit Ertuğrul: Yazar toplumunu okursa, toplum da yazarını okuyor. Yazmak için önce kendini, insanı, kainatı, hakikati okumak lazım. Yazmak ise bunlara tercüman olmaktır. Büyük bir alimin dediği gibi: “Ey insan, kendini oku!” İnsan kendini okuyunca neyi farkediyor; nereden geldik, niçin geldik, nereye gidiyoruz? Bu bir aydınlanmadır.

Günümüz yazarlarının pek çoğu, toplumu, özellikle de gençleri okuyamıyor. Onların algıları nasıl, kitapla mesafeleri ne? Onlara söz söylemek için, kitap okutmak için ne yapmamız lazım? Ben yıllarca sınıf öğretmenliği yaptım, çocukları tanıdım; ortaokul-lisede öğretmenlik yaptım, ergenleri tanıdım. Yazarlık anlayışımın temeli böyle oluştu. Gençler az kitap okuyor doğru, ama çok önemli bir vaka da yazarların onların ilgisini çekecek kitaplar yazmadığıdır.

Zühre Dergisi: Bir eğitimci ve yazar olarak ana okulundan üniversiteye kadar, eğitim sistemimizde, sanat ve edebiyatın karşılığını bulduğunu düşünüyor musunuz?

Halit Ertuğrul: Sanat ve edebiyat, eğitim sistemimizde ne yazık ki çok fazla kıyıda köşede kalıyor. Osmanlı eğitim sisteminde odak bir nokta vardı: Önce kendini keşfetmek, insanlığını keşfetmek, evlatlığını keşfetmek, kulluğunu keşfetmek. Bu, edebiyatla, sosyal bilimlerle mümkün.

Ben dünyayı geziyorum. Hani İsveç, Norveç, Japonya gibi ülkelerin eğitim sistemleri zaman zaman konuşuluyor ya; oraların bir esprisi var: 5-7 yaş arasındaki bütün öğrencilere 7 yaşına kadar asla bilgi verilmiyor, yalnızca hayat ve insan anlatılıyor. Temel insani değerler, insanın, anne babanın, vatanın kıymeti anlatılıyor. Bizde vehamete bakar masınız? Daha ilkokul birinci sınıftan itibaren matematik-fen dersler aldırmaya, çocuklarımız daha kendini tanımadan, onları yarıştırmaya başlıyoruz. Oysa edebiyat ve sosyal bilimlere ağırlık vermemiz gerekiyor. Bu konudaki tespit ve düşüncelerimizi Milli Eğitim Bakanımızla da paylaştık.

Zühre Dergisi: Edebiyat ve sanatın, hem bireylerin kendi iç dünyasındaki yolculuğunda hem de sağlıklı sosyal ilişkiler geliştirmesinde nasıl bir etkisi oluyor?

Halit Ertuğrul: Sanat, beşerin insani derinliğini ve içsel zenginliğini keşfetmesinde çok önemli vesiledir. Edebiyat, insana kendisini, hayatı ve dünyayı tanıtıyor; bunlarla olan bağını güçlendiriyor. İnsan, kendisinin dertleneceği hususlarda daha önce dertlenmiş olan insanların deneyimlerine tanık oluyor, kendisinden önce yazılmış ve hayatın farklı cihetlerini anlatan insanları tanıyor.

Mesela ben gezi yazılarını çok merak eden insanlardan biriydim. Edebiyat tarihinde anıları çok takip edenlerden birisiyim. Dünyayı bu vesilelerle tanıdım.

İnsanı, toplumları, farklı kültürleri, farklı anlayışları, böyle böyle tanıyoruz. Bunları fenle, matematikle anlatamazsınız. Bunları anlatmak için anılara, edebiyata ihtiyacımız var. Bunları ancak öyle anlatabiliriz.

Zühre Dergisi: Kimi çevrelerde gençlerin agnostizm, ateizm, deizm gibi inanç konularında farklı fikirlerden etkilendiklerini görüyoruz. Bu etkileri, ergenlik döneminin getirdiği bir sorgulama olarak mı görüyorsunuz, yoksa günümüzün sosyo-kültürel şartlarının da etkisi var mı bunda?

Halit Ertuğrul: İnanç boşluğunun iki temel nedeni var:

Birincisi bizim gençlerimiz dini bilgi alamıyor. Anne-babalarından ve okuldaki öğretmenlerinden aldıkları bilgiler, onun dini duygularını tatmin etmiyor. Ben eğitim fakültesinde öğretim üyesiyim. Ateizm, deizmle dolu. Bizim bu öğrencilerimiz öğretmen olacaklar, okullara gidecekler.

İkincisi yanlış seçilen arkadaş grubu. Sosyal medyada da da bu tür akımları popülerleştiren çevreler var. Ayrıca, ergenlik döneminin gençleri, sorumluluk almaktan uzak oldukları için, ibadet gibi zorunlulukların olmadığı deizm, ateizm gibi anlayışlara kayabiliyor.

Ben gençleri boşlukta bırakmamak adına bu konulara kitaplarımda yer veriyorum. Derslerimde mutlaka bilimsel ve insani usüllerle öğrencilerimle konuşuyorum. Bu konuda bir şeyi farkettim ki, bizdeki Anadolu çocukları “ateizm, deizm” dese de genlerinde inanca olan yatkınlık hep var. Kendileriyle sağlıklı iletişim kurulup onlara hitap edecek şekilde anlatıldığı zaman, bu konuda tutumları çabucak değişiyor.

Zühre Dergisi: Zühre Dergisi, güzel kelamı çoğaltma adına edebiyat ve sanat seven arkadaşlarımızın gayretiyle yayınlanıyor. Bu tür çalışmaları nasıl görüyorsunuz? Kalem ve kelam sevenlere neler söylemek istersiniz?

Halit Ertuğrul: Bazıları bu tür dergileri gereksiz görüp “Herkese ulaşan büyük dergiler olsun, yeter” diye düşünüyor olabilir. Ben bu anlayışa karşıyım. Zühre gibi dergiler, edebiyata, sanata büyük hizmet ediyor. Her bölgede, hatta mahallede, okullarda dergilere ihtiyaç var. Sebebi şu: Buralarda yetenekler yetişiyor. Bu dergiler sayesinde, her bölgede yeni yeni yetenekler kendini gösterme imkanı buluyor. Dolayısıyla bu tür dergilerin sayısının çoğalması lazım.

Mesela ben Hakkari’ye gittim; burada bir okulda üç-beş öğrenci dergi çıkarıyormuş. Görünce dedim ki “siz dergiyi yapın, ben de size önsöz yazacağım.” Yazdım gönderdim. Dergiyi önce okul, sonra belediye, sonra valilik sahiplenmiş. Şimdi o ekipteki kızlardan birisi yazar oldu ve çocuk kitapları yazmaya başladı. Böyle çok harika yazarlar ortaya çıkıyor.

Zühre Dergisi’nin çalışmalarını da çok önemsiyorum. Candan, yürekten tebrik ediyorum. Sizler yeni yeni kalemlerin yetişmesinde büyük hizmet yapıyorsunuz. Kardeşim, Cenab-ı Hak, sayınızı artırsın; hizmetinizi büyütsün; enerjinizi artırsın; tesir hâlk etsin. Sizlere kalpten duacıyım.


Prof. Dr. Halit Ertuğrul: “Yazmak Bir Tebliğdir”” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Değerli Halit Ertuğrul hocam, kısa ve öz hârika bir anlatım ile yapılan röportaj birçok gencin yararına olacak ve verdiğiniz bilgiler sonucunda okuyan her insanın hayatına katkı olarak alacaktır. Tebrik ediyorum ayrıca @zuhredergi’sini yapmış oldukları çalışmalardan ötürü kutluyorum Rabbim dâim eylesin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑