Sahte-Gerçek

/ Mehmet Batur /


Bir kalabalığın orta yerindeyiz. Görüyorsun ki her yüzde bir başkalık. Öyle ki gülüşler, amansız soğuklardan süzülmüş; davranışlar, senteliğin kalıba dökümü sanki. Konuşmalar; başıboş sözcüklerin, o yana, bu yana savruluşundan ibaret.
Haklı, yerinde soruların: Herkes bir rolün provasını mı yapıyor? Bu sahte sahne niçin kuruldu? Perde neden hiç inme bilmiyor?
Tertemiz, pırıl pırıl dünyana aykırı oluş bitişler. Yitiğini arar gibi arıyorsun gerçeği. Onca yapaylığın pazar bulduğu yerde gerçek olanı bulmak bir hayli zor olsa gerek. Bunca rolün/act kesildiği yerde, gerçek diyebileceğin nadir bir yüz, tanıdık birileri umuduyla geziniyorsun. Bak, Kul Himmet’in arayışı da bu:


“Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımca okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu


Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk
Tükendi taneler, kalmadı azık
Yazık şu geçen ömrüme yazık
Bir dost bulamadım gün akşam oldu


Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gelenden geçenden haberin aldım
Mecnun oldum şallar giyip dolandım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu”


Gezersin, dolaşırsın, gün akşama bağlanır; yitirdiğini bulamazsın. Kimin bulursun, o da akşam olur. Geç bulur, tez kaybedersin.
Sen de bilirsin ki, gerçek olmak, gereksiz süslerden arınmış bir cümle gibi olmaktır. Serin, uzak bir yaylanın, kendince akan berrak suyu olmak… Sade, yalın, öylesine… Herkesin büyük harflerle bağırdığı bir yerde, sen küçük, tatlı bir fısıltı oluyorsun böyle olunca. Kimse duymasa da içinden geçenin gezinimi bu. Ötesi, berisi derdin değil. Kalbin, vitrinsiz bir dükkân. Gözlerin yalanı gizlemekten uzak. İstesen de gizleyemiyorsun. Gözünden bakınca, kalbini görmek mümkün. Dolayısıyla, gösteriler, ben buradayım yersizlikleri seçeneğin olmadı; olamıyor.
Elbet, sızlanışların pek yerinde. Sahte olandan geçilmiyor, çünkü herkes bir şeyler ‘olmak’ uğruna kendini eksiltiyor. Kendi olmaktan çokça uzaklaşmak, birilerine benzemek için kendini unutmak… Acı elbet.
Ama sen… Sen unutamıyorsun kendini, benzemek için eksikliğin yok.
Bilmem ayırdında mısın? Başka bir yerlerden süzülüp gelmişsin, buralı değilsin, yaralı bir bilge gibi duruyorsun hayatta. Kendini savunma, iddialarla gezinme isteği sana uzak. Sadesin, sadece olduğun gibisin.
Ve işte bu yüzden, gerçek biriyle yüzleştiğinde çokça doğallaşıyorsun. Bitmez konuşmalara dalıyorsun. Evet, şu, tatlı ve iyi konuşmalar… Özlenmez mi duruluk, dilenmez mi hiç, yalan söylemeyen sözcükler? Öylece uzayıp duran tertemiz konuşmalar… Sahi, özlenecek ne’miz kaldı ki küçük mutluluklarımızdan başka, küçük huzur anlarımızdan gayrı…
Bazen yaşam telaşının orta yerinde, çoğun akşam serinliğinde usulca kurulurdu cümleler. Kırmadan, dökmeden, aceleye getirmeden yapılan konuşmalar… Böylesi söyleşmelerin değeri artık unutulmaya yüz tutmuş gibi. Özlenmez mi yalınlık, rol karıştırılmayan konuşmalar? Kim ne derse desin, ne tür duvarlar örülürse örülürsün, o katışıksız konuşmalar hep özlenecek. Kuşkusuz ne çok ihtiyaç var gerçekten kulak vermeye, anlamaya, candan eğilmeye…
Sakin, dingince konuşmalar; pek çok zaman, kimden kime yönelirse fark etmeksizin iyileştirici, otayıcıdır. Öyle olur ki içe çöreklenen bezginliği, tezinden yele verir. Kimileyin sadece ‘buradayım’ demenin bile, sağaltıcılığı, toparlayıcılığı vardır; ıssızlığı onarır.
Tok sözlü komşuların içten gelen kapı önü konuşmaları olur. Bilirsin, o katışıksız konuşmaları. Öylesi konuşmalar… Ama derinlerimizde bir yer, hala o samimi, içten konuşmaları özler durur. -can’t act natural to everyone- Bundandır ki, herkese karşı doğal olamamanın ince, anlaşılır yanları var.
Rolsüz, doğal, zengin anlar; iki yorgun ruhun birbirini tanıma anıdır aynı zamanda. Bu, kabuğun değil; özün selamlaşması, bilişmesidir.
Ve sahte olan gürültülüdür. Gürültü yorucu, yıldırıcıdır. Gerçek olan suskundur çünkü illa anlaşılmak gibi bir kaygısı yoktur.
Belki artık şu an, bilmelisin:
Gerçek olmak, yalnız kalmaktır çoğun. Sonra, bu yalnızlık, herkesin içine gereksizce doluşan kalabalıktan daha sahicidir.
Ve de gerçeğe, her zaman çıplak ayakla, doğallıkla varılır.
Öyle… Kal sağlıcakla.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑