Sevda Bahçem

/ Zuhal Tuna /


Umuda giden yolda senin bahçene rastlayacağımı bilmiyordum. Kan revan içinde, nerede olduğunu bilmediğim huzura doğru koşuyordum arkama bakmadan. Gözlerim gözlerine denk geldiği an durdu dünya. Büyülendim, kaldım gönül bahçenin önünde.

Bu defa sarmaşıklardan bir pranga vuruldu ayaklarıma, sardı yara bere içindeki bedenimi, şifa oldu. İlk defa bu kadar derinden nefes aldığımı hissettim. Çiçeklerinin kokusu değil, senin kokun sardı ruhumu. Büyülendim…

Mutluluğu gökyüzünde arıyordum; bir çift kara gözde olduğu hiç aklıma gelmezdi. Karanlıklarımı aydınlattı gözlerindeki umut veren ışık. Nefes oldun yorgunluktan çırpınan yüreğime. Kutuplar kadar soğuk kalbim bir gülüşünle ısındı. Duru bir suya benziyordu ruhun, şeffaftı. Sana baktıkça kendimi görüyordum sende. Gündüzün bütün renkleri de sendin, gecenin karanlığı da.

Daha gönül kapından içeri girmeden şifa bulmuştu ruhum. Geçmişin acısı, yükü bir anda yok olup gitmişti omuzlarımdan. Meğer yıllarca çektiğim zulüm, senin bahçeni fark etmem içinmiş. Şükürler ettim Rabbime, yolumu yoluna denk getirdiği için. Anladım, huzur sendin.

Sarmaşıklarla tutsak kaldığım gönül bahçenin kapısından içeriye girmeye cesaret edemedim. Züleyha’nın Yusuf’u beklediği gibi, sabırla, tevekkül ile diz çöktüm kapında. Açtım ellerimi, seni diledim Rabbimden, dua dua… Sen gör istedim kapındaki bu divaneyi. Sen aç istedim gönül bahçenin kapısını. Tut ellerimden, sar kollarınla yaralı ruhumu.

Sen gönül kapını açana kadar sır olacağım, toprağa karışacağım. Bahçenin kıyısında bir yaban gülü olup senin yağmurunda ıslanıp, senin güneşinde ısınacağım. Senin baharında çiçek açacağım, senin sonbaharında solacağım. Kelebek olup göklerde uçmayı hayal ederken, gönül bahçende toprağa kök salıp seni seyreden kuru bir dal olmaya razı oldu gönül.

Yunus gibi nağmeler dizip, aşkına dergâh edip gönül bahçeni, sabır ile bekleyeceğim sen “gir” diyene kadar; sol yanım.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑