Edebiyat Dünyayı Daha Yaşanılır Kılar

/Zühre Dergi/


Zühre Dergisi: Siz, çok yönlü bir sanatçısınız. Şair, yazar, araştırmacı, tiyatrocu. Sizce edebiyat ve yazarlık nedir?

Sunay Akın: Edebiyat, hayatın doğal bir parçasıdır. Öyle olmalıdır. Çünkü edebiyat ve şiir, dünyayı daha yaşanılabilir kılma aracıdır. İnsanlara bilgi aktarmak için değil daha çok duygu ve düşünme biçimi kazandırmak için vardır. Edebiyat, insana farklı bir göz kazandırır. İnsanlara yeni sorular sordurur, okurun hayal gücünü harekete geçirir.

Yazmak ise yalnızca kurgu üretmek değildir. İnsanın bakmayı öğrendiği şeyi başkasına da gösterebilmesidir. Yazarın en önemli sermayesi, hayal gücü ve merakıdır. Yazarlığın ve sanatın beslendiği en önemli kaynak, çocukluk hayal gücüdür. Çocukluğunu kaybeden insan, çiçek açmayan bir ağaca benzer. Özgürlüğü elinden alınan çocuğa büyük derler.

Medeniyet, hayalin peşinden inşa edilir. Uçan halılar olmasaydı, bugün uçaklar olmazdı.

Yazarlık, masa başında yapılacak bir iş değildir. Yürüyerek, gözlemleyerek, dinleyerek ve araştırarak sürdürülen bir yaşam biçimidir.

Zühre Dergisi: Sizin yazarlık serüveniniz nasıl başladı?

Sunay Akın: Yedi yaşında falandım. Bir gün evimizdeki gardropta boş bir askı gördüm. Bütün askılarda elbiseler var ama bir tanesi boştu. Onu aldım ve ilk şiirimi onun üstüne yazdım. Tek sözcük: “Üşüdün mü?”

Bir daha da o kadar güzel şiir yazamadım.

Zühre Dergisi: Bir şiirinizde diyorsunuz ki, “Şiir içinde barındırdığı sözcüklerden değil, dışında bıraktıklarından oluşur.” Bu söz ne anlatıyor?

Sunay Akın: Ben dize şairi değilim. Benim için önemli olan şiirde dize değil, şairin dize gelmemesidir. Dize şairliğine de elbette ki karşı değilim. Dize şiirlerinde de, dizeciliği önemseyenler içinde de çok önemli şairler vardır. Ama onlar, sözcüklerin ahengine, sözcüklerin musikisine çok kaptırırlar kendilerini. Ben öyle değilim. Ben metafor, yani imge, buluş, daha önce söylenmemiş, daha önce düşünülmemiş mısralar ile yazmaya çalışıyorum. Cemal Süreya buna “zekanın ironisi” diyor ya, zekayla yaratılan şiirler; ben biraz onun peşindeyim galiba. Yani benim için şiir, daha önce hiç görülmeyen bir ufku göstermek gibi bir şey. Yazılmış şeyler değil, çok farklı bir düşünce yapısı, “ben bunu hiç düşünememiştim” dedirten şeyler. Dünya edebiyatında da Türk edebiyatında da, şairlerimiz arasında birbirine çok benzeyen yönler var. Ben hep farklı bir şeyler yapmaya çalıştım. Ne kadar başardığımı, zaman gösterecek.

Zühre Dergisi: Bir diğer sözünüzde ise “kitap insanı doğru yürütür” diyorsunuz.

Sunay Akın: Bu da çocukken izlediğimiz bir filmden, Türk sinemasında bir sahnedir. Hani köyden kente gelen Zeynep Değirmencioğlu -filmdeki adı Ayşecik- kentli olmak için piyano dersi alır. Sofra adabı öğrenir. Dans etmeyi öğrenir. Bir de düzgün yürütme öğretmeni vardır filmde. Öğretmen hiçbir şey yapmaz, kenarda durur, Ayşecik başındaki kitabı devirmeden yürümeye çalışır. Ben işte bu sahneyi görünce, anladım ki kitap insanı doğru yürütüyor. Ama önemli olan kitabı kafamızın dışında değil içinde taşımak.

Zühre Dergisi: Siz Cumhuriyet irfanını da önemseyen bir aydınsınız. Cumhuriyet, Türkiye’de doğru yürümemizi tesis edebildi mi?

Sunay Akın: Cumhuriyetlerin gelişmesi toplumlar için kolay değil. Tabii ki düşe kalka ilerliyor. Elbette ki sorunlarımız oluyor, olacaktır. En azından kız çocuklarına eğitim hakkı verilmesi, liseyi bitiren öğrencilerin liyakatle bir sınava sokularak Avrupa’ya gönderilmesi -bu şekilde 3 bini aşkın gitti üniversite eğitimi için-, okuma-yazma oranlarındaki yükseliş -Cumhuriyet öncesi okuma yazma oranları yüzde 5 düzeylerindeydi-, Anadolu aydınlanması için Köy Enstitüleri’nin kurulması ve bunlar gibi daha pek çok kazanımdır Cumhuriyet. Ama ne yazık ki Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” sözünü ne yazık ki tam anlayamadık. Anlasaydık zaten bugün sağlam temellere oturmuş bir devlet yapımız olurdu.

Öğretmen her şeydir. Atatürk şunu söyler: “Öğretmenler, gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır.” Bu konuda en büyük görev öğretmenlere düşüyor.

Zühre Dergisi: Uzun yıllar edebiyat dünyasının içinde bulunan bir yazar olarak, Türkiye’de edebiyatın seyri konusunda neler söylemek istersiniz?

Sunay Akın: Ben edebiyata başladığımda, Cağaloğlu geleneği vardı. Cağaloğlu sadece Cumhuriyet değil Osmanlı aydınlanmasında da çok mühim bir yerdi Cağaloğlu geleneği. Tüm dergiler, gazeteler Cağaloğlu’ndaydı. Ki bunlar bilim dergileri, sanat dergileri, edebiyat dergileri. Her konuda aydınlanmanın toplandığı bir yerdi Cağaloğlu. Ben o yokuşu çıktım. O yokuşu çıkarken, ne kadar şair, yazar varsa takılıyordum peşlerine sohbetlerini dinlemek için. Ben edebiyatı orada gördüm, tanıdım, orada öğrendim. 12 Eylül darbesinin yaptığı ilk iş, Cağaloğlu’nu dağıtmak oldu. Bugün artık öyle bir mekan yok. Bugün artık insanlar birbirini görmüyor. Şairlerin, yazarların buluştuğu mekanlar kalmadı. Edebiyat hakkında bu yüzden şu anda net bir tablo göremiyoruz, ne durumda olduğunu bilemiyoruz açıkçası.

Dergiler edebiyatın mutfağıdır. Dergiler kalmadı.

Zühre Dergisi: Tüm olumsuzluklara rağmen, bu işe gönül verenler hala var. Biz de bir grup arkadaşla Zühre Dergisi’ni yapıyoruz.

Sunay Akın: Bravo. Bu yüzden sizi ve çabanızı çok önemsiyorum. Bu çalışmalar edebiyat adına çok önemli. Zor bir işi başarıyorsunuz. Tebrik ediyorum.

Zühre Dergisi: Yeni kalemlere, yazmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Sunay Akın: Sakın vazgeçmesinler. Bir taşı delen, suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Benim en çok sevdiğim söz odur. Bu bir maraton koşusudur. Vazgeçmesinler, ne olursa olsun yazmaya devam etsinler.


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑