/ Zeynep Kar /
“Güzelliğinin ve tebessümünün altında gizli bir hüzün saklayan, kaderi yüzüne gülmeyen her kadın bir Firuze’dir.” (Zeynep Kar)
“Hayat nasıl da dramatik! Şu yaşananları bir kitapta okusaydım oturup ağlardım Harry. Oysa bunlar benim başıma geldi ve her şey bana öyle inanılmaz geliyor ki bir damla gözyaşım akmıyor.” diyor Oscar Wilde, Dorian Gray’ın portresi kitabında.
Fıtratı gereği Rabbine yönelmek için var edilmiş olan ruh, geçici olana meylettikçe omzuna bırakılan fani yükler, bir cenderenin içerisinde yürek yangınına dönüşür. Sıkılır, sıkıldıkça çatırdar sineler de gecelerin bağrına bir hançer gibi saplanır. Akıp gider zaman avuçlarından, koşsa yetişemez, yetişse bulamaz. Geriye dalından düşen bir yaprak kalır, asûmanın hicranı ile birlikte. İç acısını hafifletmek için harflere gider, bir güzel karıştırdığı harflerden kelimeler icat eder. Yan yana dizer kelimeleri, cümleler kurar. Bir şiir bir de nesir yazar ama hangi şiir, hangi nesir anlatabilir ki onca olanı, bunca biteni. Karşısında gönlü lime lime edilmiş, örse örse örselenmiş, ufka bakan manasız bakışlarla insan yığınları, gam ve keder yüklü… Demiri nem, insanı gam çürütürdü ya, işte aynen öyle de kör, sağır ve dilsiz kalmıştı umutlar. Mağlup olmuşlardı kötülüklere, adaletsizliklere ve pespaye duygulara.
Ucu bucağı olmayan bir karanlıktı koridorların sonu. Seyelan halindeki seyirde tünelin sonundaki ışık ne yapsak da gelmiyordu bir türlü. Ruhumuzda konuk ettiğimiz hüzün girdapları, çaresizlik ile birleşip sessiz fırtınalar estirmekteydi adeta. En derin acımız, yaşadığımız olaylardan ziyade bu olayların içerisinde kendimizi yalnız, sahipsiz ve manasız hissetmemizdi. Şiirin deminin, edebiyatın tadının kaçtığı böylesi bir ortamda, hâl-i hâzırda kırılınca hevesi kaçan ama yine de güzel kalmaya devam eden, dikenin acısını göze alarak gülün kokusuna ulaşmaya çalışan bir avuç insan “Başkaları ne söylerse söylesin ya da ne yaparsa yapsın benim iyi olmam gerek” diyerek bir söz söylemek istediler; sözü aşan, öze dokunan.
İşte Firûze de onlardan birisiydi. Kimi zaman kan gülleri büyütürdü sabır saksılarında, kimi zaman da gizemli bir suskunluğunun dargın dili olurdu. Bir çiçeğin canlanışı gibi, usulca ve derinden, en güzel melodiyi söylemek için çırpınıp dururdu mütemadiyen. Hayat tam da bitti dediği yerden neşv ü nema bulsun, dallanıp budaklansın diye. Çünkü yaşamak, ölümün elinden alınıp kendisine ödünç olarak verilmiş bir vakitten ibaretti sadece.
Firûze, herkese, her şeye ve her hale rağmen sanki etrafındaki herkes onu seyrediyormuş gibi özenle ve titizlikle yaşadı hayatını. Oysa sahnede hiçkimse yoktu, onu izlemeye de kimsecikler gelmemişti. Sevgili Didem Madak gibi kendisini bulunmaz Hint kumaşı gibi paha biçilmez, eşsiz, vazgeçilmez zannetmiş, yokluğundan dünyaya bir elbise çıkar sanmıştı. Ben olmazsam dünya altüst olur herkes benim yokluğumu hisseder, hayat durur zannetmiş, dünyaya elbise dikilecek kadar büyük bir boşluk bırakacağını düşünmüştü. Heyhat! “Ben vazgeçilmezim” diye düşünen Firûze, egosunun erozyona uğramasıyla “aslında değilmişim” ile yüzleşmiş, “kendimin değil, yokluğumun bile bir anlamı yokmuş”u kabul etmişti.
Bir şey sandığı kendisinin bir şey olmadığını anladığı o vakit bir yere varmaktan ziyade yolda olmanın daha mühim olduğunu idrak etti. Neden, netice ve niceliğe takılmadan, niteliği ve niyeti önceledi. “Nefesim kesilecek bir gün, yarım kalacak menzilim ama niyetim dahilinde yolumu tamamlamış say Allah’ım” diyerek dualar etti, tekerlekleri tümsekte bırakmayan Rabb-i Rahimine.
Tam “dualarım karşılığını buldu, Rabb-i Rahimim müstecab etti de yolumu tamamladım, vardım” derken ne kadar yanıldığını fark edemedi Firûze. Meğer yolun sonunda yine, yeni, bambaşka bir yol varmış. Önce sakinleşti, korkuları bir kenara bıraktı. İradesini kendi isteği ile güvenli bir limana demirledi. Savunmasızlığı, teslim olmayı, yenilmeyi bir güç olarak kabul etti.
İşte sevginin akışına ruhunu sorgusuz sualsiz emanet edip teslim olduğu o gün “BAŞARDI” Firûze. Şimdilerde herkes onun başarısının gücüne alkış tutadursun, o mağlubiyetinin zaferini yaşıyordu.

Bir yanıt yazın