/ Ali Dolgunyürek – Pedagog ve Aile Danışmanı /
Gönlüm der, “bırak içinden nefreti, öfkeyi”
Nefsim der, “herkese ver hak ettiği öfkeyi”
Aklım der, “değerini belirleyen sen mi, öfken mi”
Ruhum der,” özgürlük için affetmen yeterli.”
İnsan hayatındaki en ağır zincir, başkalarının ona yaptıkları değildir; o yaşanmışlıkları zihninde ve kalbinde taşımaya devam etmesidir. Öfke, ilk bakışta güçlü hissettirir; fakat zamanla sahibini tüketen görünmez bir ateşe dönüşür. Ateşi elinde tutan, onu önce kendi avucunda hisseder.
Tasavvufta nefis, incinen benliği sürekli haklı çıkarmak ister. Kalp ise yüklerinden kurtulmayı arzular. Mevlânâ’nın düşüncesinde affetmek, yalnızca karşıdakini bağışlamak değil, insanın kendi ruhunu esaretten kurtarmasıdır. Yunus Emre’nin diliyle söyleyecek olursak, sevgiye yer açılmayan gönülde hakikatin sesi duyulmaz.
Stoacı filozoflar da benzer bir kapıyı aralar. Epiktetos, “Bizi olaylar değil, onlara yüklediğimiz anlamlar yaralar.” der. Budizm ise öfkeyi, başkasına atmak için elinde kor taşımaya benzetir; yanık önce onu taşıyanın elinde oluşur. Hristiyanlıkta affetmek merhametin en yüksek tezahürlerinden biridir. İslamda ise Kur’an, “Kim affeder ve barışı sağlarsa, onun mükâfatı Allah’a aittir.” mesajıyla affı bir zayıflık değil, yüksek bir ahlak olarak sunar. Farklı yolların ortaklaştığı nokta şudur: Affetmek, önce insanın kendisini özgürleştirmesidir.
Affetmek unutmak değildir. Haksızlığı onaylamak da değildir. Affetmek, yaşanan acının hayatımızı yönetmesine izin vermemektir. Çünkü insanın gerçek değeri, öfkesinin büyüklüğüyle değil; öfkesini yönetebilme olgunluğuyla ölçülür.
Bugün birçok insan geçmişte yaşadığı kırgınlıkların mahkûmu olarak yaşıyor. Oysa geçmiş değişmez; değişebilecek tek şey, geçmişin bugünkü hayatımız üzerindeki etkisidir. Kin hafızayı besler, af ise ruhu besler.
Özgürlük dışarıdaki kapıların açılmasıyla başlamaz. Özgürlük, içeride kilitli kalan öfkenin çözülmesiyle başlar. Nefret bizi geçmişe bağlar; af ise geleceğe yürütür.
Hatırlamalı ki;
Affetmek, yapılanı haklı görmek değildir; kendini esaretten kurtarmaktır.
Kin, geçmişin zindanıdır; af, şimdinin ve geleceğin ışığıdır.
Öfke, başkasına fırlatılmak üzere elde tutulan ateştir; en çok onu taşıyanı yakar.
Gerçek güç, intikam almak değil, intikam ihtiyacını aşabilmektir.
Ve belki de en önemlisi:
İnsan, affettiği kadar hafifler; hafiflediği kadar özgürleşir; özgürleştiği kadar Hakikate yaklaşır.

Bir yanıt yazın