İnsan, fıtratında saklı ve aşikar pek çok yüksek hasletle donatılmış olarak dünyaya gelir. Ancak hal böyleyken, insan olmak ve hayat boyu fıtrata uygun davranmak ne kadar zor bir iştir. Hele günümüzde daha da zordur. Çünkü günümüz dünyasında içinde yaşadığımız sosyolojik iklimlerde insanları fıtrî halinden uzaklaştırabilecek etken ve uyarıcılar artmıştır. Kendine dair farkındalığını ve hassasiyetini yitiren insanda hayvani duygular ön plana çıkıyor ve tam bir vahşi hayvan olabiliyorlar. İnsanın bu hassasiyetleri koruyarak insanca yaşaması, fıtratına, sünnetullaha uygun yaşamasıyla mümkündür.
Bugün insanın vahşileşmesinin nelere sebep olduğunu dünyanın dört bir tarafında, Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Myanmar’da, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da, Çin’de özellikle Müslümanlara yönelik insanlık dışı uygulamalarda görüyoruz. da v.b. yerlerde insanca yaşamayı tercih etmiş insanların vahşice katledilmeleri insanın aklını zonklatıyor. Hatta içinde yaşadığımız toplum içerisinde bile bu vahşiliklere çok fazla rastlıyoruz. Aile içi şiddetler, kadınların ve çocukların sürekli tecavüze uğramaları ve öldürülmeleri. Soygunlar, gasplar, uyuşturucu ticaretinin ve insan ticaretinin çoğalması v.b. vahşilikler.
Gerçi insanlık tarihi boyunca bu olumsuzluklar hep yaşanmıştır. İlk insan Hz.Adem(AS) ile eşi Hz. Havva’nın Sünnetullaha uygun olmayan bir davranışları nedeniyle yeryüzüne indirilmelerinden sonra çocukları Habil ile Kabil’in kavgasıyla başlayan Sünnetullaha uygun insan olma ve olamamanın çatışması kıyamete kadar devam edecektir. Bu sebeple Sünnetullaha uygun insan olmak bizim için çok önemlidir.
O halde nedir “SÜNNETULLAH”a uygun insan olmak?
SÜNNETULLAH; Allah’ın koyduğu, açıkladığı kanun, nizam ve uygulanmasını istediği kurallardır. Allah Teala insanı Eşref-i Mahluk (en şerefli mahluk) olarak yaratmıştır. Allah yarattığı diğer varlıkların Hz.Adem(AS)’e secde etmelerini emretmiş, İblis hariç tüm yaratılan varlıklar secde ederek ona hizmet etmeye razı olmuşlardır. İnsan bedenen topraktır. Allah, çamurdan yapılmış o bedene kendisinden bir parça olan ruh üflenmiştir. Bu yüzden en güzel yaratılan varlıktır insan ve Allah onu yeryüzünün halifesi olarak görevlendirmiştir.
Eşref-i Mahluk ve Ahsen-i Takvim olarak yaratılan insan, yaratıcısının kendine yüklediği görev ve sorumlulukları yerine getirmekle yükümlüdür. Allah’ın tek yaratıcı ve tapılacak tek varlık olduğunu, Zariyat suresi 56. ayete göre; Sadece Allah’a kul olması gerektiğini, adaletle iş yapmaları gerektiğini, ilahi emir ve yasaklara uyması gerektiğini bilmelidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAV) de veda hutbesinde Sünnetullaha uygun insan olmanın çerçevesini; ”Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-ı Kerim ve Peygamberin sünnetidir.” diyerek çizmiştir.
İnsanın fıtratının dışına çıktığı zaman neler olabileceğini, insanın ne hale düşebileceğini Allah yine Kur’an-ı Kerim’de Araf suresi 179. ayette “…Belhum Adall… hayvanlar gibi” olacaklarını, yine Tin suresi 5. ayette de “…Esfele Safiliyn… aşağıların aşağısına indirileceğini” belirtmiştir. Bu dudumda insan, ya Sünnetullaha uygun yaşayıp Eşref-i Mahluk olacak, ya da inkar edip Belhüm Adall seviyesine düşecektir.
Allah insanların hem kendisi kendisine hem de diğer insanlara karşı vahşileşmemesi için kendi içinden uyarıcı peygamberler göndermiş, ayetlerle ikazlarda bulunmuştur. Hucurat suresi 13. ayette ”Ey insanlar, doğrusu biz sizi, bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle daha iyi tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında sizin en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır.” demiştir. Ve Peygamberimiz Hz. Muhammed(SAV)’de Veda Haccında insanlığa şöyle seslenmiştir: ”Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”
İnsanca yaşamanın hem Allah’a karşı hem de birbirimize karşı gerekleri vardır. Fatiha Suresinin 2. ayeti bize “Hamd” yani övme ve övülmenin yalnızca alemlerin Rabbi Allah’a mahsus olduğunu söylüyor. Burada geçen, el’Hamd= Sevgi ile birlikte tazim ve saygı göstererek güzellikle övmek demektir. Yani insan, kendisi de dahil alemleri ve içindekileri hiç kusursuz olarak yaratan ve yaşatan, kendisine sayısız nimetler veren Allah’a, kalben, ruhen ve bedenen sevgi, saygı göstermek, O’nu övgülerin en güzeliyle övmekle yükümlüdür.
Beni en çok etkileyen ayetlerden birisi de yine Fatiha suresinin 5. ayetidir: ”Rabbimiz, ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Çok müthiş bir ayettir. İşte bu ayetin gereğini yapan insanlar, tam olarak Sünnetullaha uygun insan olurlar. Çünkü bu ayet kulluğun sadece Allah’a yapılacağını; ister kendi nefsinden ister dışından gelsin, insanı Sünnetullahtan uzaklaştıracak hiçbir isteğe ve hiçbir güce kul ve köle olunmayacağını; istenecek her şeyin de sadece Allah’ın verebileceğini söylemektedir.
Keşke bugün bütün insanlar olarak, fıtratımız olan Sünnetullaha uygun insan olmak için çaba sarfedebilsek; Peygamberimizin bize bıraktığı iki kaynağı yaşantımıza düstur edinebilsek; dünya nimetlerini hakça bölüşebilsek; İlmî çalışmaları insanlığın yararına kullanabilsek; zamanı ve Allah’ın verdiği nimetleri israf etmesek; içinde yaşadığımız dünyamızı kirletmesek, İslamın ahlakî değerlerine bağlı bir hayat sürdürebilsek, bize emanet edilen kadınlarımızı ve çocuklarımızı öldürmesek, birbirimizin canını, malını, inancını, namusunu ve aklını koruyabilsek; yeryüzünün halifesi olarak bize yüklenen görevlerimizi eksiksiz yerine getirebilsek.
Son olarak Tin Suresinin 8. ayetinde Alemlerin Rabbi; ”Allah Hakimlerin hakimi değil mi?” diye bize sorduğunda, hem kalben, hem ruhen, hem de bedenen,“Evet Allah’ım Sen hakimlerin hakimisin, biz de senin aciz kullarınız.” diyebildiğimiz zaman SÜNNETULLAH’a uygun insan olabiliriz.
Kamil Uzun


Bir yanıt yazın