Goncagül kadar temiz, pak gönle dokunan aşksa eğer, sevginin boyutuna akıl erer mi? Bunu tadan Zühre ile Tahir ‘e sormak gerekirdi herhalde… Onlarınki arşa yükselen bir aşk gibi..
Aşktan sevgiye boyut atlamış ab-ı hayat misali.Çok körpe, çok masum, anne karnında cenin gibi,aşkları içlerinde büyümüş ne yere, ne göğe sığamamış. Boşuna değilmiş klişe olan o söz ;”Ölüm bizi ayırana dek”…Bu sözü ne kadarımız tutmuş, hangimiz başarmış.
Eski zamanların nefes kesen, dili lâl eden, sesi titreten, ruha şifa olan, kulağı sağır, gözü bir tek sevdiceğine körleşmeyen aşklar, sevgiler nerede? Kayıp mı, bir yere gizlenmiş mi, son damlasına kadar tüketilmiş mi yoksa buraları yaşanmaz görüp,isyan edip terk etmiş mi?
Maalesef günümüzün aşkları, sevgileri kıymetsiz, bir çırpıda silinip tekrar aranan, bulunduğunda yeniden kaybetmeyi göze alan, sahte, değersiz, tenden, eğlenceden, temastan, hevesten ibaret… Özlemsiz, hasretsiz kuru bir selamla başlayan ilişkilere aşk demek, sevgi demek haksızlık olmaz mı? Leyla ile Mecnun için acı verici olmaz, Ferhat ile Şirin için dağlar ağlamaz mı?
Biz yine hayran olalım eski sevdalara, sevmeyi bilenlere, aşklarını mektuplara mühürleyenlere, sevdiğinin fotoğrafını avucunda eskitenlere, mendiline ismini nakşedenlere…
Burcu Özkan Olcay



Bir yanıt yazın