Arayanın Bulduğu

Göz gördü, akıl anladı ki insan, Kainat Kur’an’ının en büyük ayeti, ubudiyyet vazifesiyle görevlendirilmiş bir abdi, hayat sahipleri içerisinde ziyadesiyle ihtiyaç sahibi ve kainat denilen sarayda en mükerrem misafir…

Dostoyevski “Suç ve Ceza” kitabında “Herkesin gidebileceği bir yeri olmalı” der ve ilave eder “Çünkü öyle bir an olur ki insanın mutlaka bir yere gitmesi gerekir”… Kimi zaman türlü sebeplerle boşaltılmış içini doldurmak için gider insan, kimi zaman da saksısını arayan bir çiçek olduğunu hatırlayıp, çiçek çiçek açmak için… Bazen de Kainat Kur’an’ının  “Ayet-i Kübra” sı olduğunu unutan insan, bu hitaptan bihaber yaşamaya başlar, bu dünyaya gelme sebebinden uzaklaşıp yoldan çıkar, unuttuğu ahdini hatırlayıp, uzaklaştığı özüne tekrar dönmek için bir daha gider insan…Bir anlam arayışı içerisinde fıtratındaki “beka” duygusu yaşamayı, yaşamın içinde alınacak zevkleri güzel göstermeye başlar. Yaşamak öyle güzel gelir ki, ölesi gelmez insanın, öldürmek ister ölümü… Ağarmış saçlarını boyatır,kırışan yüzüne estetik yaptırır, yaşadığı ayrılıklardan elem duyar, ölüm hadisesi karşısında gözünden damlayıp durur yaşlar… Hepsi beka arayışının yansımaları olarak çıkar karşımıza… 

Ünlü Fransız düşünür Carrel der ki:”Akıllı insan hayatın hakiki gayesini bulup ona göre yaşamak sanatını bilen insandır”… Nasıl ki çekirdekte  sümbüllenme ve meyve verme meyli var aynen öyle de insan fıtratında vicdan arayışı vardır. Vicdan “Usta”sının,” Yaratıcı”sının,”Sanii”nin bilinmesini ister ve hayatı boyunca güven ve huzur durabileceği bir dayanak, istek ve ihtiyaçlarını giderecek bir merci arar. Aynen İbrahim Aleyhisselam ‘ın aradığı gibi batmayan, sönmeyen ve kaymayan bir nokta-i istinaddan, ebedi aşka müptela ruhuyla nokta-i istimdatı  “Sonsuz”u bulur. 

Bu arayışında biri bilinen diğeri gidilen olmak üzere iki yol vardır insanın önünde… Maksat aramak, bilmek, bulmak ve görmek;yola çıkmak maksat… Havf, reca ve” AŞK “arasında her türlü konforu arkasına alıp” Ya Nasip” deyip gemileri yakıp yoldan çıkmak da yola çıkmak değil mi? Nihayetinde bilmek de varmış, bulmak da, savrulmak da…Kesrette “bir”lemek, masivada kaybolmakmış bu yolculuğun özü, kaynağı, hikayesi… Tıpkı Kaf dağında bir görünüp bir kaybolan Zümrüdüanka kuşunun ruha yazdırdığı hür olma masalı gibi… 

Ne çok isterdim seninle birlikte o yola çıkmayı, adımlarımızı beraber atmayı, koşmayı ve bütün kuşların “Sahibine” doğru uçmayı… Birbirimizi hiç görmeden kayıplara gark olmayı, hiç olup hiçlikte iç olmayı…Yüreğimi duyguların hapsine koyup bir cenderenin içerisinde gezmeyi… Bütün parçalarımdan kurtulup, aklımda ve kalbimde olan  her şeyi uğurlayıp sadece “Ruh”umun kalmasını… Sonra su damlacıkları gibi birlenip, şebnemin neminde damıtılmış bir şekilde ebed baharında bir daha “VAR” olmayı… 

Nurunda gark olup yolunda olunca çiçek bahçelerine taht kurmak sadece masallarda anlatılan bir şey değilmiş meğer. Nurunda gark olup yolunda olmak mürekkebe bulanıp misal aleminde kendi mukadderatını yazan bir “KALEM” olmakmış. 


Zeynep Kar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑