Zühre: Gökte Yıldız, Yerde Söz

“Allah Nur üstüne Nurdur.” (Kur’an-ı Kerim)

“Tanrı ışıktır; O’nda hiç karanlık yoktur.” (İncil)

——————————

Okullarda çocuklara maddenin halleri katı, sıvı ve gaz olarak 3 diye öğretilir.

Varlığın, fiziğin ötesine taşan boyutu bir yana, fiziki olarak bile maddenin aldığı haller bundan daha fazladır. Bilimin bugün ulaştığı seviyede maddenin klasik üç halin dışında; plazma, sıvı kristal, amorf katı, manyetik düzenli, süper iletken, süper akışkan, Bose-Einstein yoğunlaşması, Rydberg molekülü, kuark-gluon plazması, dejenere madde, süper katı, sicimsi sıvı ve süper cam gibi çok sayıda haller aldığı biliniyor.

Keşke çocuklarımıza sadece maddenin halleri değil, “Varlığın” halleri de öğretilse. En azından bu konuda tefekkür etmelerine ufuk açılsa. Çünkü sayılı hallerle sınırlandırılan madde, varlığın sayısız hallerinden sadece bir haldir.

Varlığın, sınırsız halleri vardır.

Düşünce bir madde değildir, ama varlıktır.

Işık bir madde değildir, ama varlıktır.

Söz bir madde değildir, ama varlıktır.

Duygularımız bir madde değildir, ama varlıktır.

Ve, ne ki bu alemde vardır, onun varlığı, her halin üstünde mutlak bir “Varlık” sayesindedir.

***

Eşyanın kendinden bir görüntüsü yoktur.

Onu görünür kılan, ışıktır.

Bizim gördüğümüz her şey, nesnenin kendisi değil, onun üzerine düşüp oradan bize yansıyan ışıkıtır.

Bu yüzden, karanlıkta görmeyiz.

Hatta, nesnenin üzerine düşen ışık her noktasından eşit şekilde bize yansıyacak olsa yine göremez, “beyaz” bir karanlığa düşerdik.

Görüntüyü oluşturan şey, görünen ışık ile görünmeyen karanlık arasındaki kontrastlanmadır.

Bir nesnenin üzerine düşen ışık yüzeyin kendine has şekil ve özelliklerine göre farklı dalga boylarında yansır. Parlak ve gölge alanlar ile renk tonları oluşur, nesne böylece görünür olur.

Yani görme dediğimiz, nesnenin hakikati değil, üzerine düşen ışığın görmemizi murad ettiği şeydir.

Işık nurdan, nur Allah’tandır.

Eşyayı yaratan Allah gözü de yaratmış, sonra eşyanın üzerine saldığı nurundan bir görsel şölen murad etmiştir. Hakikati ise sırlamıştır.

***

Sesin kendinden anlamlı bir varlığı yoktur. Onu bilinir ve anlamı kılan “söz”dür.

Nesnenin üzerine ışık diye düşen nur, sesin üzerine söz diye düşer.

Ve ses, söz ile anlam kazanır, anlaşılır olur.

Söz Allah’tandır. Çünkü Söz, Kelam, sıfatullahtır.

Ses, söz ile birlikte; Cibril’in dilinde ayet olur, şairin dilinde şiir olur, bir enstrümanın dilinde ezgi olur.

Sesin bir gücü yokken, söz kudretlidir.

İyi söz, şifalayıcı, birleştirici ve inşaa edicidir.

Ruhlara şifa verir; kalpleri, zihinleri yaklaştırır; içimizde ve dışımızda söz olmaksızın karanlıkta kalan nice güzellikleri görünür kılıp inşaa eder.

***

İster âfakta ister enfüste, görünmezleri görünür kılan, bilinmezleri bilinir kılan yegane şey, ilâhi nurdur. Dışımızdaki makro evrenin sonsuzluğunda da, içimizdeki mikro evrenin sonsuz derinliğinde de her şeyi aydınlatan odur.

Yeryüzüne de Yâr yüzüne de düşen o ilâhi nurdur.

Hepsini gösteren, dahası hepsinden görünen o nurun kendisidir.

Eşyanın üzerine ışık, sesin üzerine söz diye düşen “nur”; yârin cemalinden kalbin üzerine “aşk” diye düşer.

Ve kalp görünür olur.

Gecesi biter, gündüzü başlar kalbin.

“İsra”dan “Mirac”a döner yolculuk. 

Kalbin ikinci doğuşu başlar.

Yeryüzünde varlığa gelişiyle ilk kez doğan kalp, aşkın nuruyla ikinci kez ve bu defa hakikate doğar.

Kulun “kenz-i mahfi”sidir kalp.

Ve aşk ile aydınlanan kalpten, nice hazineler zahir olur.

Yârin nur-u aşkı ile efsunlandıktan sonra bir simyacıdır artık yeryüzünde kalp. Dokunduğu her şeye mana üfleyen; gördüğü, hissettiği, söylediği ve kendisinden yansıyan her şeyi cevahir eyleyen bir simyacı.

Işık ile, söz ile, aşk ile.

***

Allah göklerin ve yerin nurudur.

Zühre bir dergiden öte, işte o nurun bir katresidir.

Zühre; gökte yıldız, yerde sözdür.

Zühre; ruhta mana, kalpte aşktır.


Selahattin Serçe

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑