Yaşatmak İçin Yaşamak

HAYAT GÜZELDİR

Filmi izledikten sonra ilk aklıma gelen tanım buydu. Hani hepimizin bildiği bir replik vardır: “Sevgi neydi? Emekti.” Sevgi neydi diye sorsanız, ben şöyle demek isterim: “Yaşatmak için yaşamanın adıydı sevgi.”

Dönem film ve kitaplarını oldum olası çok sevmişimdir. Sizlere “Hayat Güzeldir” filminden bahsetmek istiyorum. Evet hayat güzeldir ama hayat sevgi varsa güzeldir ve yaşanmaya değer. Filmin İtalyanca orjinal adı La vita è bella. İtalyan yönetmen, oyuncu ve senarist Roberto Benigni’nin bu filmi 1997 yılında gösterime girmiş, Akademi’ de büyük ilgi uyandırmış, 3 dalda Oskar ödülü almıştır.

– En iyi yabancı film

– En iyi erkek oyuncu

– En iyi müzik

Film ise şöyle başlıyor: “Bu basit bir hikaye ama anlatması kolay değil…” Daha başlangıçta beni çok etkiledi. Gerçi film baştan sona kadar etkileyici bir dram. Enteresan olanı dram ile birlikte komedinin bu kadar iç içe harmanlanmış olması. Guido’nun ironik espirilerine hayran kalmamak elde değil. 2. Dünya Savaşı zamanında kamplara götürülen İtalyan Yahudi bir baba ve evladının peşinden kamplara kendi isteğiyle giden bir annenin hikayesi. Çocuklarını korumak için sayısız özveri ile dolu bir hikaye…

İtalyan Yahudi Guido’nun bitmek bilmeyen enerjisi, neşesi ve sempatikliği daha filmin başlarında sizi içine çekiyor. Filmde dikkatimi çeken bir ayrıntı da Alman filozof Schopenhauer’un felsefesi, espirili bir şekilde izleyicilere yansıtılıyor. Örneğin bir yerde diyor ki: “İrade gücüyle her şeyi yapabilirsin.”

Filmin müziği de oldukça büyüleyici ve filmin içeriği ile tamamen bütünleşmiş. Nicola Provanı besteleriyle film, sıcaklığını seyirciye hissettiriyor. Tabi ki opera sahnesinde Offenbach’in muhteşem eseri Barcarolleyi de es geçmemek lazım.

Çalışma kampında oldukları süre zarfında oğlunun olanları anlamaması için türlü fedakarlık yapan bir baba… Şu bir gerçek ki herkes ebeveyn olmak için gelmez dünyaya ve herkes de ebeveyn olmamalı zaten. Çünkü anne -baba olmak büyük bir özveri ve fedakarlık gerektiriyor, öyle değil mi?

Dönem filmlerini izlediğim zaman “neden acaba ders alınmaz, tarih neden sürekli tekerrür ediyor” diye düşünürüm. İnsanoğlu bu kadar nasıl gaddarlaşır? Hayvandan daha aşağı mahluk da olabilir, ama isterse meleklerden de yüksek makamlara ulaşabilir. Zalimlikte sınır tanımayan insanoğlu, şeytanı ağzı açık bırakabiliyor. Nazilerin Yahudilere uyguladığı soykırım da tam olarak böyle sahnelerle dolu. Onların yaşadığı zulmü biz izlemeye bile dayanamıyoruz. Ama insanoğlu unutuyor, kendine yapılanı aradan çok zaman geçmeden başka çocuklara, başka kadınlara, insanlara reva görüyor. Haksızlığa uğrayan sizden değilse ona zulüm denmiyor. Bütün dünya da sessizce izliyor. Bugün Filistin’de olduğu gibi. Üstelik bunu yapanın, kendisi de soykırıma uğramış bir topluluk olması daha büyük bir insanlık ayıbı değil mi?

Arşivinizde olması gereken bir film bırakıyorum buraya… Eğer bu tarz yapımlara ilgi duyuyorsanız; “Çizgili Pijamalı Çocuk, Schindler’ in Listesi, Piyanist, Göremediğimiz Tüm Işıklar” gibi film ve dizilere de bakmanızı tavsiye ederim.

Bu yazımı sonlandırırken sizlere de bir bilmece sormak isterim: “Söylersen eğer adını, değilim artık orada?” Cevabı filmin içerisinde… Bir dahaki film köşemizde görüşmek üzere…


Hatice Kübra Meter

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑