/ Burcu Özkan Olcay /
Yapraklarını nazlı nazlı döken bir ağaç misali durgun ve yalın olan insan ; adına kâh hazan kâh hüzün dedikleri Eylül’ün gelip de gönül kapısına uğramasını bekleyip durur.
Bakmasını bilen zarif gönüller için ilahi bir lütuftur gönül mevsimi olan Sonbahar ve onun ilk ayı olan Eylül… Büyüklerimizin bağ bozumu, üzüm şırası, dut pekmezi, cevizi, inciri, bademiyle kış hazırlıkları ve sabahların erken başlaması, yetişkinlerin işe yetişme telaşesi, vedası, ayrılığı, yeni başlangıçlarıyla okul heyecanı derken hızla hissettirir kendisini güz. Yağmur soluğunu dokundurur etrafa, puslu havalar gece ve gündüze çörekleniverir.
Ve biz bir yanda “Bir gün aklına gelecek olursam bana şiir ısmarla, Eylül’ü konuşalım” diyen Cemal Süreya ile en doruklarında şiir tadında bir romantizm yaşarken diğer yanda da Mehmet Rauf’un Eylül’ünde “… Sadece bir mazi olduğunu hissettiren bir üzüntü ve hasret ayı” sözleriyle güzün ayak seslerinin ilk adımı olan Eylül ‘de “hüzünizm” i yaşıyoruz. Kimi zaman sarının her tonuyla yolları süsleyen yapraklar ile,kimi zaman sıcacık kestane kokulu sobanın etrafında maaile heyecanla yeni başlayan dizileri keyifle izleyerek…
Bir şarkının en güzel mısrasısın sen “Eylül”,
Genzi yakan ama haz veren bir baharat gibi sende toprağın kokusu,
Sonbaharın en romantik sahibisin sanki “Eylül”,
Gelsen keşke, o da senle beraber gelse,
Gelerek kanıtlasa “sadece bir yaz aşkı olmadığını”,
Uzun soluklu hayallere yelken açsak birlikte,
Ve ağaçlar eşlik etse sevincimize,
Başımıza konfeti gibi yapraklar dökerek.


Bir yanıt yazın