/ Selahattin Serçe /
“Ölmeden evvel ölmek imiş aşk;
Sen’i tanımadan nerden bileyim.” (S. Serçe)
———
Bilgin bir zat bir sabah öğrencilerine dedi ki; “Ölümü idrak, ruhu olgunlaştırır. Haydi birlikte mezarlık ziyareti yapalım.”
Düştü önlerine, şehrin en kalabalık merkezlerinde, en işlek caddelerde dolaşıp döndüler.
Öğrenciler şaşkındı; “Efendim, hani kabristana gidecektik!” dediler.
Bilgin; “Gittik ya evladım.” dedi, “dolaştığımız her yer kabristandı.”
***
Bilginin sözlerini iki türlü anlayabiliriz:
Olacağı kesin olan şeylere olmuş nazarıyla bakılabilir. İnsan ölümlüdür; bugünün canlıları, yarının ölüleri. Öyleyse halen iki ayağı üzerinde gezip dolaşıyor olsa da herkes nihayetleri itibariyle ölü sayılır.
Daha doğru anlam ise şudur: Hakikate doğmayan kalpler zaten ölüdür. Kalabalıkların içinde hiç doğmadan ölen ya da manen çoktan ölüp 70’inde, 80’inde gömülen niceleri yok mu?
***
İnsanın birçok ölümü ve birçok doğumu vardır.
Yokluktan öldük, varlığa doğduk.
Anne karnından öldük, dünyaya doğduk.
Dünyadan ölüp, ahirete doğacağız.
Bunun da ötesinde, dünya hayatımız boyunca da aslında defalarca ölüp diriliyoruz. Tekâmül ettiğimiz sürece geçirdiğimiz her değişim bir ölüm, her yenilenme bir doğumdur.
Bir kişi iman ettiğinde, küfürden ölür imanda dirilir.
Fikrini değiştirdiğinde, eski fikirde ölür, yeni fikirde doğar.
Kötü bir huyu terkettiğinde, kötü insan ölür, iyi insan doğar.
Aşkı bulan, aşksızlıkta ölür, aşkta dirilir.
Biraz daha ileri gidelim; dünde ölüp bugüne doğuyoruz.
Dahası, “an”da ölüp “an”da yeniden diriliyoruz.
Mesela sen sevgili okur; bir önceki cümleyi okuyan kişi olarak öldün, bu cümleyi okuyan kişi olarak dirildin.
Çünkü geçmiş ölüdür, gelecek doğmamıştır; sadece şu an diridir.
Ne diyordu büyük düşünür Mevlana: “Geçmişte kaldı cancağızım ne varsa düne dair. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”
***
Öle öle yaşanan bir mucizenin adı hayat. Her nefeste, ölüp yeniden doğuyoruz.
Sorun ölmekte değil; ölememekte.
Kendimize ait sayısız cesedi sırtımızda taşıyoruz. Dünkü “ben” gerçekte yaşamıyor. Ama biz onun ölümünü kabul etmediğimiz için bir türlü gerçekten ölemiyor ve “zombi” olarak bugünkü “ben”in sırtında yük olarak duruyor.
İnsanı yoran da, yaşamak değil ölememek.
Bu yüzden günlük hayatımızda her türlü konfora sahip olduğumuz halde, çok yorgunuz.
Yol uzun, yorgun musun? İndir sırtından ölmüş dünü, alma doğmamış yarının ağırlığını, hafiflet yükünü.
***
Bütün varlık alemi, kevn ve fesad, yani oluş ve bozuluş üzerine kuruludur. Evren her an bir bozuluş, bir başka ifadeyle bir ölüm, hemen ardından bir oluş, yani diriliş ile ayakta. Bu varlığın fıtratıdır.
Hayat fıtrattır. Fıtrat, her an kötü halden ölüp iyi halde dirilmektir. Fıtrattan uzaklaşmak, yani ölüş-diriliş akışkanlığını başaramamak zobileştirir bizi. Fıtrata muhalif yanlışlardan ölüp doğrularda dirilememek zombileşmektir.
Zombileşen ise hem kendisine hem diğer insanlara zulmeder, yorar.
Âfakta ve enfüste, kendimizle içsel ilişkimizde de, başkalarıyla bireysel ilişkilerimizde de, hatta sosyolojik, ekonomik ve siyasi ilişkilerimizde de yaşadığımız sorunların nedeni budur.
Diri, zulmetmez. Ölü de zulmetmez. Zombi zulmeder.
Kim ki zalimleşmişse, zombileşmiştir. Bugün insanlığın başına bela olan bütün sorunların altında bu yatmaktadır. Bundandır ki, zalimin karşısına dikilip, “Sen zalimsin” demek en büyük cihat sayılmıştır.
***
Zombileşmeye örnek mi?
İnsanlıktan uzak bir anlayıştan ölemeyen İsrail bir zombi devlettir.
Halkına zulmeden bir yönetici, inancı, fikri ne olursa olsun zombidir.
Çalışanının hakkını vermeyen işveren zombidir.
İşinin gereklerini yapmayan işçi zombidir.
Ailesine, yakınyarına eziyet eden, zombidir.
Çağdaş psikoterapide toksik ilişki dedikleri şey de budur.
Yalan söz, zombi, doğru söz diridir.
Sözün kötüsünü ancak bir zombi söyler.
***
Belki de çokları ölmekten değil, dirilmekten korkuyor. Ya dirilmeye, dirilebileceğine olan inancı yetersiz; yahut ezberlerin hapsinde kalmanın verdiği aldatıcı güven; değişimin, yeniden dirimenin bilinmezliğine galebe çalıyor belki.
Oysa öldün de geldin ana rahminden.
Şimdi dünya rahmindesin.
Zihin rahminde, nefis rahminde, gönül rahminde.
Ve buralardan ölüp, kemâl-i hâl ile hakikate doğacaksın.
“Ölümden başka her şeyin çaresi var” sözü, kocaman bir yalandır.
Dirilmeye inanan için, ölümün de çaresi var: Diriliyorsun, oluyor bitiyor.
Biz ki iman etmişiz aşk ile dirilmeye;
Ölüm bin olsa ne, milyon olsa ne!
“Hayy”dan geldi cümle varlık aşk ile;
Ölüme koşuyor “Hû” diye diye.
Aşksız bir kalpten öleceksin ki aşık bir kalp ile dirilesin.
Bunun sırrı ise gözünü kırpmadan girebilmektir ateşe, İbrahim misali.
Ölüm kalım meselesidir bu.
Aşk zordur, ama aşksızlık ölümdür.
Yalan bir aşk ise zombidir.
***
Efsane o ki; çağlar önce ölümsüzlüğün ilacını buldu Lokman Hekim. Ancak bir köprüden geçerken nehre düşürdü. Köprü hakikate geçiş yolu, altından akan ırmak ise masivanın debdebesidir.
Yaklaş, Sırr-ı Lokman’ı fısıldayacağım sana.
Hatta bu bir sır değil. Bizzat Yüce Yaratıcı’nın kelâmıyla “cümleye ayan bir sır” sana diyeceğim.
“Hepiniz O’na döndürüleceksiniz.”
O ise Sıfat-ı Hayy ile ezel-ebed diridir.
Öyleyse O’na dönen ölür mü hiç?
Madem ki Allah diridir, öyleyse ölüm ölüdür.
Sen zaten ölümsüzsün. Bizzat müjdeliyor Mevla.
Sıfat-ı Kahhar, Hayy ve Cabbar ismi ile mütemmim cüzdür. Hayy, hayat verir; Cabbar, ifsadımızı, bozulan, kırılan, dökülen yanlarımızı yeniler.
Ölüm, bir zandır; hakikatte ölürken diriliyorsun.
Ölüm zannını öldür, gör nasıl hayat bulursun.
***
Kim demiş ölüler konuşmaz diye.
Dinle ne diyor İnsanlığın Efendisi:
“Mutu kable ente mutu… Ölmeden evvel ölünüz.”
Ve Bizim Yunus tefsir ediyor sırrı:
“Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez.”



Elinize sağlık, hakikate doğmak dileğiyle.
Selahattin Bey’in bu yazısı bana tasavvuf neşvesi verdi. On yıldır okuduğum en güzel yazıydı. “Bu yazıyı yazan kişi benim arkadaşım” deme lüksünü kazandığım için müteşekkiriz. Zübeyir Gülabi
Selahatin bey çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş kaleminize sağlık
Kaleminize sağlık güzel bir yazı olmuş , beğeniyle ve farkındalıkla okudum .
evet özellikle son yaşamış olduğumuz olaylar bizi ndünyadan tamamen soğutup,ölmenin kolay yaşamanın zor olduğunu ortaya koymuştur.bu bağlamda yazar güzel bir konuyu ele almış ,gerek günümüzdeki yığınlara ve bize bakan vechesiyle hakikatları dile getirmiştir.teşekkür eder kalemine sağlık
Selamlar Selahattin Bey! Kaleminize sağlık.
Gerçek yaşam, bu döngüyü kabul edip ruhsal olgunlaşmayı sağlamaktır.
Bu dünyada hepimiz uykudayız ölüm gerçek diriliştir
insan hayatı ancak bu kadar muhteşem anlatılır ağzına yüregine sağlık
Maalesef öleceğini bilen tek canlı insanoğlu olmasına rağmen tevekkül etmemekte ısrarcı olmanın ne gibi bir izahı olabilirki. Günümüz toplumunun gören ama kör olmuş toplum yaşamına çok güzel değinmişsiniz. Zevkle okudum.
Bir saniyesine bile hakim olamadığımız, hükmedemediğimiz bir hayat için, bir dünya için bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur.
Şehit Muhsin YAZICIOĞLU