/ Semranur Paçacı /
Bir taş bana bazı insanları hatırlatır. Dışarıdan bakıldığında sert, soğuk ve gri… Ne bir renk barındırır ne de bir sıcaklık. İnsan onlara yaklaşmaya çekinir; çünkü bu donukluğun ardında hiçbir kıvılcımın olmayacağına inanır. Yüzleri ifadesiz, tavırları uzak, sözleri yetersizdir. Böylelerini gördüğümüzde, çoğu zaman düşünmeden “taş kalpli” deriz.
Ama gerçekten öyle midir?
Taş, her şeyden önce doğanın en sabırlı tanığıdır. Yıllar boyunca rüzgârı, yağmuru, güneşi ve fırtınayı içine işler. Onun sertliğinin ardında zamanın bıraktığı izler vardır. En pürüzsüz görünen taş bile yakından bakıldığında çatlaklar taşır. İnsan kalbi de böyledir aslında. Dışarıdan donuk, ulaşılmaz, hatta duygusuz görünen kişilerin içinde de gizlenmiş çatlaklar, fark edilmemiş kırılmalar bulunur. Belki de o gri yüzeyin ardında, bir zamanlar rengârenk ışıklar vardı.
Bizler, aceleci gözlerle bakmaya meyilliyiz. Birini gördüğümüzde hızlıca etiketleriz; “soğuk”, “katı”, “hissiz”. Böylece, o kişiyi anlamak için çaba sarf etme sorumluluğundan da kurtulmuş oluruz. Çünkü yaklaşmak cesaret ister. Elimizi uzatmayı göze almak, belki geri çevrilmeyi, belki de incinmeyi göze almak demektir. Çoğu kez bu riskten kaçınırız. Ve sonra da, o insanın taş kalpli olduğuna kendimizi ikna ederiz.
Oysa bilmeyiz ki, o sert kabuk çoğu zaman bir savunmadır. Hayatın yükü, ardı ardına gelen kırgınlıklar, yıkılmış güvenler… İnsan, tekrar yaralanmamak için kalbini kalın duvarların ardına gizler. Dışarıdan bakıldığında bu duvar, taş gibi sert görünür. Ama her duvarın ardında korunmaya çalışılan bir kırılganlık, her taşın içinde yıllarca gizlenmiş bir öz vardır.
Taş bile suyun sabrına dayanamaz. Damlalar, hiç yılmadan, usul usul üzerine düştüğünde zamanla en sert kayayı bile şekillendirir. Belki insan kalbi de aynı şekilde sabırla, ilgiyle, anlayışla çözülür. Bir söz, içten bir bakış, ya da samimi bir dokunuş… Bazen küçücük bir şey, yıllardır saklanan o derin sevgiyi açığa çıkarabilir.
Ben taş kalpli dediğimiz insanların birçoğunun aslında çok derin sevgiyi taşıyanlar olduğuna inanırım. Çünkü kabukları kalındır, evet, ama bir kez çatladığında içlerinden öyle güçlü bir sevgi çıkar ki, çoklarının kalbinde kolay kolay bulunmaz. Sert görünen her yüzün ardında belki de en saf, en kırılgan duygular saklıdır. Bunu görebilmek için sadece sabır ve cesaret gerekir.
İnsanları dış görünüşleriyle, yüzeyde gördüklerimizle tanımlamak bizi yanıltır. Gerçek kalp, çoğu zaman bakmayı bildiğimizde görünür. Belki de asıl mesele, “taş kalpli” diye damgaladığımız kişilere biraz daha yaklaşmayı göze almaktır. Çünkü kimbilir; belki de o taşın ortasındaki çatlak, bizim dokunuşumuzu bekliyordur.

Bir yanıt yazın