Sevginin Uğramadığı Evlerin Yetimleri

/ Çiğdem Coşkun Çay /


Bazı şehirlerin yetimhaneleri apartmanlarda, sitelerde olur. Dışarıdan baktığımızda dumanı tüten, yemeği pişen evlerdir oralar. Bu evlerde görülmeden, duyulmadan büyüyen çocuklar vardır. Onlar, bu evlerde kendilerini kimsesiz hisseden, kendi evlerinin yetimhanesinde büyüyen çocuklardır.

Anne babasını kaybeden çocuklara Anadolu topraklarında yetim, öksüz denir; peki ya anne babası var ama yok olanlara? Bir çocuğun büyüdüğü evde görülmemesi, duyulmaması da öksüzlük, yetimlik değil midir? İnsan uzakta olanı özler; özlenen şey uzaktadır. Oysa bu evlerde özlenen, eksik olan şey insanın yanı başındadır.

Bu çocukların bazıları sessizce büyür, kimseyi rahatsız etmeden(!); söylenmemiş cümleleri, paylaşamadıkları özlem ve korkularıyla… Gülümserler; çünkü üzgün olduklarında da fark edilmeyeceklerini öğrenmişlerdir. Zamanla suskunluk, onların dili olur.

Bu yetimhanelerdeki bazı çocuklar duyulmadıkça bağırır, bağırdıkça azarlanır ve uyarı alırlar. Tekrar bağırır ve bağırmaktan yorgun düşerler. Günün sonunda onların da içindeki fırtınanın dili suskunluk olur.

Evlerin beton ve tuğla ile inşa edildiği bu yüzyılda, yuvalar merhamet ve şefkat ile inşa edilmelidir. Bir çocuğu bir yuvaya ait yapan şey; o yuvada duyulması, görülmesi, koşulsuz sevilmesi ve güven içinde büyümesidir. Bu yüzden duyulmayan, görülmeyen çocuklar anne babalarının gölgesinde büyürken bile yetimdir.

Onların eksiği insan değildi; onların eksiği sevgiydi.

İnsan doğar, büyür, olgunlaşır; ama içinde görülmeyi bekleyen çocuk, bir sözün, bir bakışın, içten bir sarılışın özlemini hep taşır.

İnsan, sevildiğini hissettiği yerde kök salar ve o yuvaya ait hisseder. Sevgisiz büyümenin yetimliğiyle kök salamamış yürekler, acı bir yetimliğin içinde büyür…


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑