“Kendi” Putunu Kırmak

/ Selahattin Serçe /


“Ben böyleyim, değişemem.”

Bu sözü çevrenizde bir şekilde duymuşsunuzdur. İnsanın kendisini değişime kapatmasının, bir kalıpta sabitleyerek putlaştırmasının ifadesidir. Oysa insan, evrende değişime açık en geniş skalaya sahip olan varlıktır.

***

Değişmek, gelişmek, dönüşmek, başkalaşmak birbirlerine yakın kelimeler olsa da olumlu ve olumsuz anlamlar ifade ediyor.

Kafka’nın Gregor Samsa’sının bir sabah uyanıp kendisini hamam böceği olarak bulması olumsuz bir başkalaşma iken, bir inanç ve düşünce ufkunda aydınlanmış bir insanın yaşadığı değişim olumludur. Biri hastalık iken, diğeri iyileşmedir. Biri gelişme ve yükselme iken, diğeri gerileme ve alçalmadır.

***

Herakleitos’a ait hemen herkesin bildiği ve konuyu en doğru şekilde özetleyen bir söz vardır: “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

İster olumlu ister olumsuz, her bir değişimin içsel ve dışsal nedenleri vardır. Yaşadığımız hayat, her an bir tercihte bulunarak oluşturduğumuz yaşantılardan meydana gelen devasa bir inşaadır.

Bir değişimi değerli ve anlamlı kılan en önemli şey ise iradi ve bilinçli olmasıdır. Yüce Yaratıcı Ra’d Suresi 11. ayette şöyle buyuruyor: “Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez.”

***

Tasavvufta ilim ehlinin işaret ettiği, bir bakıma insanın değişiminin nihâi sınırları ve değişmezlerinin bir ifadesi olarak da anlayabileceğimiz A’yân-ı sâbite kavramı vardır. A’yân-ı sâbite, insanın kendisinin bilgisi dışında, sadece ilahi ilimdeki ezeli hakikatlerini ifade eder. Kader sırrı da diyebileceğimiz bir değişmez sabit var ise de insan bunu bilmemektedir. Bu yüzden, “bulunduğum hâl benim hakikatimdir” yanılgısına düşmemeli, kendisini mümkün olduğunca iyiye doğru değiştirmeli, tekâmül etmelidir. Tasavvuftaki seyr-i sülûk da felsefedeki aydınlanma da bu yolculuğu ifade etmektedir.

Ancak, tekâmül yolculuğu hep yukarıya ve iyiye doğru olmayabilir. Bazen önceki basamağa düşüş de mümkündür. Mü’minin günaha yahut küfre düşmesi de böyle bir değişimdir. Hatta İbrahimî olan olmayan pek çok inançta tekâmül dünya hayatıyla sınırlı da değildir. Örneğin İslam inancında günah işleyen, cehennemde değişimini tamamlayacak, sonra Allah dilerse cennete ehliyet kazanacaktır.

***

Bir kalıba girdikten sonra değişmek zor olabilir, ama hiçbir zaman imkânsız değildir. Örneğin demir bir mızrak eritilerek anahtar yapılabiliyorsa; insanın da hangi kalıba girmiş olursa olsun, değişip dönüşemeyeceği düşünülemez.

Aşkın ateşinde eriyip, yeniden şekil almayı göze alan herkes, değişebilir. Ateş, mutluluk gözyaşı; her biri birer dönüştürücüdür.

Kendini sabitlemek görece bir konfor hissi, değişim ise sancı veriyor olabilir. Ama sonsuz ilâhî esma ve sıfatların tecellisinden ibaret olan sınırsız bir kâinatta insan; kendisini putlaştırıp sınırlamak yerine, sonsuzluk denizine karışmak için akma istidadında bir katre olarak var edilmiştir. “Kendi” putunu kırmak, “asıl kendi” olma yolculuğunun giriş kapısıdır.

***

Rivayet odur ki, Hz. Peygamber (SAV) çocuk yaşlarda iken, iki melek gelerek bir ağacın altında göğsünü yardı ve kalbinden bir pıhtıyı ayıklayıp yıkayarak tekrar yerine koydu. Bu hadiseyi, olumsuz değişim ihtimalinin ortadan kaldırılarak en yüksek tekâmül kapısının açılması olarak yorumlayabiliriz.

Hiç şüpheniz olmasın, sizin de yanı başınızda iki melek her an, arındırmak ve değişime hazırlamak için kalbinizi açmanızı bekliyor. Değişime açın kalplerinizi. İçinizdeki kötü duyguların sökülüp atılması ve iyi duyguların hayat bulması için, bu müdahaleye fırsat verin.

***

Şeytanını bile imana getiren bir Peygamberi rehber bilenler, “değişemem” diyebilir mi?

Dünyayı değiştirmeye cüret eden insanın, kendini değiştiremeyeceğini sanması çok büyük bir aldanış olmaz mı?

Sonsuz büyüklükteki şu evren, sonsuz küçüklükteki, sıfır hacimli bir noktacıktan dönüşerek oluştuğuna göre, her şey her şeye dönüşebilir.

Bir damla suydun, dönüştün.

Bir çiğnem ettin, hiçbir uzvun yoktu; dönüştün.

Kendi başına nefes bile alamıyordun, dönüştün.

Sevdin, değiştin.

Sevildin, değiştin.

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat romanı şu cümleyle başlıyor: “Bir kitap okudum, hayatım değişti.”

“İkra” buyruğuna mazhar oldun; okudun, değiştin.

Dahası, sen yoktun; yoktan var oldun.

“Yok”un var olmasına inanıyorsun da, “Var”ın değişebileceğine mi inanmıyorsun?

Son sözü yüreğime hakikati fısıldayan bir Hak Dostu’na bırakıyorum. Demişti ki:

“İnsan DNA’sını bile değiştirebilir.”


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı ↑