/ Selahattin Serçe /
“Aşkın yoktur ilâhî olmayanı;
Beşerin çoktur bunu bilmeyeni.” (S. Serçe)
———
Bir “Var”dan var oldu her şey.
Bir sonsuz Umman-ı Vahdet, aşk ile dalgalandı; yaratılışın inzalinde alem-i kesret yazıldı nun eliyle.
Sayısız alemler yarattı Kalem-i Kudret Hâlîk-ı Mutlak. Onsekiz bin denilmesi kesretten kinayedir. Âfakı enfüsüyle, iki ucu sonsuza uzanan alem içre alemlerdir mevcûdat.
Sonsuz evren hududu olmayan bir galaksi, sayısız galaksiler de birer küçük evren gibidir. Dahası, atom altında küçüklük-büyüklük kavramlarının yalnızca bir faraziye olduğuna, alem-i kebir ile alem-i sağirin mukayesesinin manasızlığına şahit oluruz. Çünkü her bir atom da içine doğru sonsuz bir evrendir.
Alemlerin içinde ise bedenli, bedensiz sayısız kavimler vardır. Mevcudattaki her varlık, kendisini kuşatan dış alem için kavim, içine aldığı varlıklar için alemdir. İnsan, yani kavm-i beşer, bunlardan sadece biridir. Yüce Yaratıcı bize, sadece yeryüzünde bile hayvanlar ve bitkilerin enva-i çeşidinin tıpkı insanlar gibi birer kavim, topluluk ve ümmet olduklarını söylemektedir. (En’am 38)
İslam tasavvufunda, “kainat, büyük insan; insan, küçük kainat” olarak tasvir edilir. Hakikatte ise insan kainatı da kuşatmaktadır. Çünkü kalp, arştan engin, kainattan büyüktür. Rivayet odur ki Allah; “Yere göğe sığmadım; mü’min kulumun kalbine sığdım.” buyurmuştur.
Ve kalp denilen o âlem-i lâ mekanda çok özel bir kavim hayat sürmektedir: Duygular.
Evet, duygular, insan dediğimiz müstesna evrende yaşayan bir kavimdir.
Ve mukaddes beyan ile “Peygamber göndermediğimiz hiçbir kavmi hesaba çekmeyiz.” diyen Mürsil Allah, diyar-ı hissi ve orada yaşayan duyguları da peygambersiz bırakmadı.
Aşk’ı onlara peygamber olarak gönderdi.
…
Tıpkı yeryüzündeki insanlar gibi, kalpte de iyisiyle-kötüsüyle binbir mizaçta sayısız duygular vardır. Kimi adı konulmuş ismiyle müsemma, kimi ise beşer ilmince henüz tanımlanamamış isimsiz müsemma olarak, adı konulmamış çocuklar gibi gezip dolaşırlar içimizde.
Duyguların da mü’mini, münafığı, müşriki, kafiri, salihi, fasıkı, faciri, taciri, selamı yayanı, bozguncusu vardır.
Kimi sarılırken Aşk’ın risaletine, kimi de O’na düşman kesilir.
Kalbin Hira’sında inende vahiy ve Aşk okumaya başlayanda kelâm-ı kutsîyi; şefkat, fedakarlık ve teselli Hatice olur; tasdikiyle sarıp sarmalar Aşk’ı .
Muhabbet, misal-i Ebu Bekir’dir, imanıyla sadık bir yoldaş olur Aşk’a.
Haya Osman olup tertemiz saf tutar yanıbaşında.
Tereddüt etse de bir an aklın gölgesinde adalet duygusu, Ömer’i olur diz çöker dizlerinin dibine.
Yiğitlik ve ilmin bilinmeyenleri gibi ismi sır kimi duygular, Aşk’ın rahle-yi tedrisiyle kaim bir Ali misali durur yanında merdâne.
Cesaret ve hamiyet Hamza’dır, ser veren hıfz-ı Aşk uğruna.
Aşk’a teslim ile her ezayı kevser diye içen sabır, Blal’idir Aşk’ın; nurun beyazı kadar parlak simsiyah nurdur.
Dünyaya meyilden uzaklaşma duygusu zühd, Ebu Zer olur cennete döner yüzünü Aşk ile.
Pişmanlık vardır, Vahşiyetin aldanışında düşüp hataya, sonra bir ömür telafi gayretinde yanıp tutuşan.
Bunlar gibi baki güzellik ufkundan bakan nice güzel duygular ki; şeksiz bir iman ve Aşk’ın risaletinde sıfat-ı ümmet ile varlığı mana bulur.
Gel gör ki, duyguların da tıpkı insanlar gibi, yalnızca gelip geçici dünyaya müteveccih olanı, peygamberine biat etmekten mahrum, hatta azılı düşman kesilenleri vardır.
Yanlışlarla dolu geçmişe fazla duyulan hiss-i hamiyyet, Ebu Talip gibi üstelik himaye ederken Aşk’ı, O’na biatın rahmetinden mahrum bırakır kendini.
Kibir ve kıskançlık, Ebu Cehil olur; bildiği halde hakikati, “neden ben değil de Sen!” diyerek dikilir Aşk’ın karşısına.
Kin, öfke, elleri kuruyası bir Ebu Leheb olur; döndürmek için taşlar, dikenler atar Aşk’ın yollarına.
Dünyaya düşkünlük duygusu, Velid Bin Muğire gibi, üç kuruş geçici heves uğruna kafiri olur Aşk’ın.
Gelip geçici şehvet Şeybe olur, mana yoksunu hazları peygamber edinir kendine.
Anlık iştahlar Utbe olur, yiyip içer de de Aşk’ın sofrasında, bağlanmayı bilmez o rahmet deryasına.
Şöhret Ubey Bin Halef olur, asıl şanın menbaı Aşk’ı öldürerek şöhret bulacağını sanarak aldatır kendisini.
Tayfa-yı Taif’in isimsiz çocukları gibi, adı sanı bilinmez duygular vardır, cehaletin gölgesinde Aşk’ı taşlayan.
Peygamberlerini katleden Yahudiler gibi, Aşk’ı öldürmek için ittifak ederler çok zaman. Olmadı kendilerine benzetmek için türlü vaatlerle yolundan döndürmeye çalışırlar. Bilmezler Aşk’ın her şeyi koysan da avucuna, dönmezliğini yolundan.
Sahte peygamberleri de vardır duyguların, Aşk’ın nurunu söndüremeyince türeyen. Aşk’a iman edenleri kandırmak için O’nun kılığına bürünerek gezip dolaşan. Yahut kendileri de Aşk’a biat etmiş gibi görünerek duygular dünyasında fitne ve fesat çıkarmak isteyen. Aşk ise hakikate gölge düşmesin diye, duyguların kainatı olan kalpleri nuruyla yıkamak için parlar durur içimizde.
Ve kendisine biat etmeyen her bir duygu için kederlenir Aşk: “Keşke bilselerdi.” diyerek. Çünkü, kötü duygu yoktur; iman ile her biri iyi olacakken, Aşk’ın peygamberliğini kabul etmediği için kötülüğe düşen duygu vardır. Onlar zahiri sefada aldatırken kendilerini ve birbirlerini; Aşk bir yandan onları da aydınlatmak için çırpınırken, diğer yandan ashabına seslenir: “Allah size sonsuz bir rahmet sözü verdi; istemez misiniz geçici dünya onların, baki ahiret bizim olsun.”
Çünkü, cennete sadece iyi duygular girecek. Mü’minler cennete girerken, Aşk’a iman etmemiş kötü duygular kalplerinden alınacak.
…
Aşk, Nur-u Muhammedî’nin duygular dünyasındaki izdüşümüdür.
Allah’ın kendi nurundan üflediği Muhammed’ine (SAV) “Sevgilim” deyişinden doğmuştur.
Bundandır ki Aşk, iki beşer arasında da olsa, beşerî değil ilahî bir münasebettir.
Bundandır ki bir kalpte Aşk’ın doğuşu, insanın ikinci doğuşudur.
Kalpler Aşk ile hakikate doğar.
Ve kalbin en büyük cihadı, “hıfz-ı aşk”tır.
Hıfz-ı aşkın yolu ise Yâr’i zikirdir.
“Ey Yâr… Ey Yâr… Ey Yâr…”



Sa. AŞK ‘ın Kalemi
Muhteşem yerlerde gezinmişsin. Aslında çoğu bilinen şeyler olmakla birlikte aşkın halleri örnekler ile betimleyici isabetli örtüşmüş ki vurucu düşündürücü olmuş; simsiyah nur gibi…
Gerçekten bu defa yürekten tebrik ediyorum, eline gönlüne yüreğindeki aşka sağlık.
Ama,
Sorun bu yazılanlara ulaşan insan sayısı…
Aslında sen parça parça bir kitap yazıyorsun. Bence birikintileri birleştirip kitaba dönüştürme zamani gelmiş.
Yazıyı okurken resmen o dönemi yaşamış gibi oldum. İçimdeki duyguların mücadelesine canlı canlı şahit oldum. Ruhun ve kalbin derinliklerine inanılmaz derecede inmiş olan yazarı bir kez daha tebrik ediyorum